BÖKE: TEK ADAM REJİMİNİN GETİRİLDİĞİ AKP TARAFINDAN İTİRAF EDİLDİ  
27.02.2017
3309
Yazı Boyutu: A- A+

BÖKE: TEK ADAM REJİMİNİN GETİRİLDİĞİ AKP TARAFINDAN İTİRAF EDİLDİ

Böke, “Tarihe başbakanlığı ve kendi hükümetini ortadan kaldırmak için kampanya yapan ilk ve tek başbakanı olarak geçecek Binali Yıldırım hafta sonu çok açık bir itirafta bulundu, “Tek adam olacak başka ne olacak” deyiverdi. Bir tek adam rejiminin getirildiği AKP’nin kendisi tarafından da itiraf edilmiş oldu. Dolayısıyla artık Türkiye’nin 16 Nisan’da neyi oylayacağı konusunda herhalde kimsenin tereddütü kalmamıştır. Türkiye’nin önüne konmuş olan yol ayrımı çok açık; ülkenin tapusu tek adamın mı olacak, yoksa ülkenin tapusu 80 milyonun mu olacak?” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Doç. Dr. Selin Sayek Böke, genel merkezde düzenlediği basın toplantısında CHP Merkez Yönetim Kurulu’nun gündemine dair değerlendirmelerde bulundu.

Böke’nin açıklamaları şöyle:



Değerli basın mensupları, bizleri ekranları başında izliyor olan çok değerli vatandaşlarımız, her hafta olduğu gibi bu hafta da Cumhuriyet Halk Partisinin Merkez Yönetim Kurulunun Türkiye gündeme dair değerlendirmelerini aktarmak için sizinle bir aradayım. Hepiniz hoşgeldiniz, hepinizi gönülden sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.

BAŞBAKANIN İTİRAFIYLA, TÜRKİYE’NİN 16 NİSAN’DA NEYİ OYLAYACAĞI KONUSUNDA TEREDDÜT KALMADI

Türkiye’nin hayırlı bir geleceği seçeceği referanduma 48 gün kaldı. Referandum yaklaşırken bir oldubittiyle demokrasiyi ortadan kaldırmaya niyet edenlerin, rejim değişikliğini ülkeye sunanların telaşı da büyüyor. Hayırın dalga dalga büyüdüğünü görenlerin bu telaşı çarpıcı itirafları da beraberinde getiriyor. Baklalar bir bir ağızdan çıkıyor. Gerçekler onlar tarafından da söylenmeye başlandı. Niyetin, muradın ne olduğu artık açıkça ortaya konuyor. Tarihe başbakanlığı ve kendi hükümetini ortadan kaldırmak için kampanya yapan ilk ve tek başbakanı olarak geçecek Binali Yıldırım hafta sonu çok açık bir itirafta bulundu. Şunu söyledi: “Tek adam olacak başka ne olacak” deyiverdi. Getirilmek istenenin bir tek adam rejimi olduğunu biz zaten biliyorduk. Sayın anayasa hukukçularının tamamı biliyordu ve bedel ödemek pahasına bunu yüksek sesle herkese anlatıyorlardı ve millet de zaten biliyordu. Ama saray ve AKP cephesinden malum bir sürü hikaye anlatılıyordu bir süredir. Biz, “Tek adam olacak, meclis feshedilecek, yargı bağımsızlığı olmayacak” dediğimizde itiraz ediyorlardı. Şimdi Başbakanın telaş kaynaklı bu itirafıyla bu konu da böylece tamamen kapanmış oldu. Bir tek adam rejiminin getirildiği AKP’nin kendisi tarafından da itiraf edilmiş oldu.

Dolayısıyla artık Türkiye’nin 16 Nisan’da neyi oylayacağı konusunda herhalde kimsenin tereddütteü kalmamıştır. Türkiye’nin önüne konmuş olan yol ayrımı çok açık. Soru şu; ülkenin tapusu tek adamın mı olacak, yoksa ülkenin tapusu 80 milyonun mu olacak? Bakın karşımıza gelmiş olan sandık bir seçim sandığı değil. Bu 80 milyonu kim yönetsin diye sorulan bir oylama değil. Şu kişi mi, bu kişi mi iktidar olsun diye bir oylama da değil veya bu anayasa şöyle mi olsun, böyle mi olsun diye de bir oylama değil. Bu getirilmiş olan egemenlik kayıtsız şartsız millette mi olsun, yoksa egemenlik tek bir kişiye teslim mi edilsin? Egemenlik milletin temsil edildiği meclis yoluyla mı kullanılsın yoksa egemenlik tek bir kişinin koltuğunda oturduğu sarayda mı kullanılsın?

TEK ADAM REJİMİ OLDUĞU TAKDİRDE NE YAŞAYACAĞIZ?

Peki, madem oylanacak olanın ne olduğu konusunda artık hepimiz hemfikiriz, madem oylanacak olanın bir tek adam rejimi olduğu konusunda bir tereddüt kalmadı. O zaman bize düşen görev şu; tek adam rejimi olursa hayatımıza ne olur? Bu soruya yanıt aramamız gerekiyor. Esasında tek adam rejimi olduğu takdirde ne yaşayacağımızı biz 80 milyon çok iyi biliyoruz. Hem dünya örneklerinden biliyoruz, hem bizzat 2,5 yıldır yaşıyor olduğumuz fiili durumdan dolayı biliyoruz. Tek adam rejimi istikrarsızlık getirir. Tek adam rejimi yoksulluk getirir. Tek adam rejimi hayat pahalılığı getirir. Tek adam rejimi darbeler getirir. Tek adam rejimi şiddeti, ayrıştırmayı, terörü besler. Tek adam rejiminde cebinizdeki para erir, biter. Tek adam rejiminde kaos olur, belirsizlik olur, öngörülemezlik olur. Oysa tek adam değil, milletin egemen olduğu demokrasilerde istikrar olur, refah olur, umut olur. Herkes yarınından emin olur. Yarınından emin olduğu için yatırım olur. Yatırım olduğu için istihdam olur. En önemlisi demokrasi olduğunda güvenli bir yaşam olur. Ne can güvenliğimizden, ne mal güvenliğimizden tedirgin olmayız.

TEK ADAM KOLAYLIKLA KANDIRILABİLİR

Bunu bize dünya örnekleri zaten çok açık bir biçimde gösteriyor. Tek adam Suriye’de vardı. Bugün Suriye’de yaşanıyor olan acı gerçeği bizler Türkiye’nin içerisinde bizzat görüyoruz zaten. Tek adam Irak’ta vardı. Irak’ta tek adamın yarattığı maliyeti yine bizler çok yakından izledik zaten. Tek adam Mısır’da vardı, gördük. Libya’da vardı, gördük. Nerede tek adam varsa orada istikrarsızlık var, orada kaos var, orada millet yok bir kişi var. Bizzat yine Türkiye’de de son 2,5 – 3 yıldır yaşıyor olduğumuz saray rejimi de bu hukukun uydurulmaya çalıştığı durum yoluyla tek adamın istikrarsızlık olduğunu bize çok açıkça gösterdi. Şimdi istikrarsızlık nerede var sorusunun yanıtı bizim günlük hayatımızda gözüküyor zaten. Tek adam rejimi olduğunda siyasi istikrar yok oluyor. Bugün tek adam rejimini savunanlar 1 Kasım’da milletin kapısını çaldılar ve dediler ki, bize oy verin istikrar getireceğiz. 6 ay geçmedi bir baktık Başbakan bir gecede gitti, fırlatıverdiler, kapının önüne konuverdi. Bundan büyük istikrarsızlık olabilir mi? Bir Başbakanın bir gecede fırlatıldığı bir düzende öngörülebilirlik olabilir mi? Tek adam rejimi olduğunda keyfilik oluyor. Keyfilik olduğunda da istikrarsızlık oluyor.

Yine tek adam rejimi Türkiye’nin bütün kurumlarını, bütün kurumlarını çökertti. Yargısını, ordusunu, devletin ta kendisini bu tek adam rejimi çökertti. Ülke açıkça terör örgütlerinin eline bırakıldı. Darbe girişimi yaşandı. Bundan büyük istikrarsızlık olabilir mi? Tek adam olduğu zaman o tek adam kolaylıkla kandırılabilir. O tek adam kolaylıkla hata yapabilir. Ama o hatanın ve o kandırılmanın bedeli 80 milyon için istikrarsızlık olur.

TEK ADAM VARSA, TOPLUMSAL İSTİKRAR YOK

Tek adam varsa sadece siyaseten değil ekonomik olarak da istikrarsızlık olur. Ekonomi için olmazsa olmaz öngörülebilirliktir, yarına dair karar verebilme becerisidir. Bunun olmadığı düzende ne yatırım olur, ne istihdam olur. Sadece 2,5 yıl içerisinde Türkiye’de bu keyfi düzen Türkiye’yi hukukun üstünlüğü ölçüsünde 40 ülkenin gerisine düşürdü. 40 ülkenin gerisindeyiz. 113 ülke arasında 99. sırada Türkiye hukukun üstünlüğünde. Neden önemli biliyor musunuz? Eğer yarın için bir fabrika kuracaksanız, eğer o fabrikanın yanında o fabrikaya mal satacak bir esnaf olacaksanız, bir KOBİ olacaksanız sizin yarına dair öngörü yaratabilmeniz için hukuku ve kuralları bilmeniz gerekir. Kuralın olmadığı yerde, keyfiliğin olduğu yerde ne yatırım olur, ne istihdam olur. İş yapma kolaylığında 2,5 yılda Türkiye 18 ülkenin gerisine düştü. Çünkü istikrarsızlık var, çünkü belirsizlik var. 190 ülke arasında 69. sıradayız. Sonucu ne derseniz sonucu 80 milyon işsizlikle yaşıyor zaten. Bu 2,5 yıl içerisinde 770 bin kişi bu istikrarsızlık yüzünden işsiz kaldı. Tek adam varsa, toplumsal istikrar da yok. Tek adam rejimi benim iktidarım diye kendi siyasi hırsıyla bir hınçla bütün toplumu yok sayıyor. Hatta o kadar bir hırs ki toplumun yarısını terörist ilan edebilecek kadar gözü dönüyor. Yüzde 50’nin terörist ilan edildiği, yüzde 50’nin sistem dışına itildiği bir toplumda bir sistemde istikrar olmaz, barış olmaz, birlikte yaşama olmaz. Kutuplaşma olur, ayrımcılık olur, yok saymak olur. Öyle olduğunda da bunun bedelini yüzde 100 herkes hep beraber öder.

TÜRKİYE HEP BERABER TEK ADAM REJİMİNE, İSTİKRARSIZLIĞA “HAYIR“DİYOR

Şimdi Türkiye’ye bu son 2,5 – 3 yıl içerisinde yaşatılmış olan ve sonunda ekonomik, toplumsal ve siyasi istikrarsızlık getirmiş olan bu tek adam rejimini kalıcılaştırmak istiyorlar. Oysa millet 80 milyon hep beraber ne yaşadığını çok iyi biliyor. Tek adam rejiminin maliyetini bizzat kendisi biliyor zaten millet. Ve o yüzden de bu arayışa kuvvetle hayır diyor. Irak’ı görüyor, Libya’yı görüyor, Suriye’yi görüyor. Kendi hayatına bakıyor ve neden hayır demesi gerektiğini kimsenin ona söylemesi gerekmiyor. Türkiye hep beraber tek adam rejimine “hayır” diyor. Türkiye hep beraber istikrarsızlığa “hayır” diyor. Türkiye hep beraber kaosa ve krize “hayır” diyor.

İÇİŞLERİ BAKANININ GÖREVİ TERÖR BELASIYLA İLGİLİ BİZLERE HESAP SORMAK DEĞİL, HESAP VERMEKTİR

Şimdi saraycılar bu yükselen “hayır”ı görüyorlar ve telaşları da tam bu yüzden. Son çare bir yandan “hayır”ı terörize etmek derdindeler, bir yandan da çok ihtiyaç duydukları ve alışmış oldukları mağduriyetleri yeniden, yeniden yaratma telaşındalar.

Şimdi “hayır”ı terörle yanyana getirme arayışının bir uzantısı olarak geçtiğimiz hafta içinde İçişleri Bakanı doğrudan Cumhuriyet Halk Partisinin bir vekilini ve Genel Başkanımızı hedef alan ve doğrusu haddini de çok aşan değerlendirmelerde bulundu. Kendisini ve toplumu kutuplaştırmayı, Türkiye’nin namuslu insanlarını terörist ilan etme hadsizliğini bir alışkanlık haline getirmiş olanlar bir kez daha uyarılmak durumundalar. CHP’yi terörle ilişiklendirmek hiç kimsenin, hele hele de Türkiye’yi üç terör örgütünün zeminine taşımış olan, üç terör örgütünü bu ülkenin başına bela etmiş olanların hakkı yoktur. Cumhuriyetle hesaplaşacağız diye, devleti ele geçireceğiz diye devleti çökerttiler ve işte ülkenin tankını, topunu, uçağını bir terör örgütüne kendileri bilerek, isteyerek teslim ettiler. Bunun sonucunda hep beraber 80 milyon bir darbe yaşadık. 80 milyon beraber kayıp verdik. Terör örgütüyle kapalı kapılar ardında siyasi pazarlıklar yaptılar, sonra o pazarlıklardan döndüler Türkiye’nin şehirlerinin bomba deposuna dönmesine göz yumdular, izin verin dediler valilere. Bu yetmiyormuş gibi mezhepçi bir yaklaşımla bir maceraya sürüklenildiği konusunda yaptığımız uyarıları hiç görmezden gelerek Suriye’ye girdiler ve Türkiye’de IŞİD belasını bir Türkiye belasına çevirdiler.

Şimdi her 3 terör örgütü karşısında da kandırılmayıp dimdik durmuş olan Cumhuriyet Halk Partisine ve Cumhuriyet Halk Partililere terörle yan yana getirmeye çalışanlar valla şunu bilsinler buna kargalar güler. AKP referandumu kazanmak uğruna Türkiye’nin yarısından fazlasını terörist ilan etmek gibi tehlikeli bir oyun oynuyor. İçişleri Bakanı sıfatı taşıyan biri de bu oyunun parçası haline gelmiş ve müthiş bir sorumsuzluk örneği gösteriyor. Bu gerçekten çok üzücü, hepimiz için çok üzücü.

Şimdi OHAL şartlarında bütün baskıya rağmen hayır kampanyası sürdürenlerin her türlü tehditle, her türlü baskıyla, her türlü saldırıyla karşı karşıya kalmalarının en temel sebebi işte bu yaratılmış olan atmosferdir. Her şeyden önce İçişleri Bakanının kendi ağzından çıkanı kendi kulağının duyması gerekir.

Buradan bir kez daha hatırlatmak istiyorum. İçişleri Bakanının görevi Türkiye’nin başındaki terör belasıyla ilgili bizlere hesap sormak değil, hesap vermektir. Ve en önemli görevi milletvekillerine tehdit savurmak değil, milletvekillerini korumaktır.

MİLLETİN DE, BİZİM DE BU DANIŞIKLI DÖVÜŞLERE KARNIMIZ TOK

Şimdi bir yandan hayırla terörü yan yana getirerek bir kampanya yürütülüyor. Bir yandan da yine suni mağduriyetler yaratma arayışı var. Şimdi bu konuda kampanyanın başından beri müthiş bir çaba olduğunu hepimiz görüyoruz zaten.

Ancak AKP ne yaparsa yapsın geleneksel mağdur olma şenliklerini başlatamadı bir türlü. Bu hafta da bir gazetede çıkan bir haberden hareketle yeni bir mağduriyet yapma arayışındalar. Şunu söyleyelim boşuna çabalamasınlar. Milletin de, bizim de artık bu danışıklı dövüşlere karnımız tok. Eğer demokratik rejimin sınırları dışına çıkan tek bir kişi bile varsa, tek bir kurum bile varsa yine kandırılmayın, eskiden olduğu gibi kandırılmayın. Hemen hesabını sorun. Eğer yoksa da kuru gürültüyü bırakın. Türkiye’nin yapılacak çok işi var.

TÜRKİYE’NİN YENİ HİKAYESİ 16 NİSAN’DA YAZILMAYA BAŞLANACAK

Siyasi istismar ve karşı tarafı terörize etmeye kalkan hamaset gerçekleri örtemeyecek bu sefer. Millet egemenliğini saraya devreden ve bu devirle üç yıldır yaşatan ekonomik sıkıntıları derinleştirecek olan ve OHAL’i kalıcı kılacak olan bu teklife sahada biz görüyoruz zaten, her siyasi görüşten vatandaşımız “hayır” diyor, “hayır” diyecek. Ve Türkiye’nin yeni hikayesi 16 Nisan’da yazılmaya başlanacak. Türkiye’nin 16 Nisan’da yazılacak hikayesi demokrasiyle yazılacak. Ve biliyoruz ki; bu referandum Türkiye’ye çok “hayır”lı gelecek, istikrar getirecek, refah getirecek, özgürlük getirecek. Hayırlı işler bunu getirir çünkü.

Şimdi Türkiye’nin 16 Nisan sabahı yazılmaya başlanacak yeni hikayesinde ne var derseniz valla ne olduğu çok açık. Bir kere bir gecede sinsi kararnamelerle insanları işsiz, üniversiteleri hocasız bırakacak bir düzen olmayacak. Ve işinden olan genç akademisyenler intihara sürüklenmeyecekler. Yine ne olacak derseniz? Bilimin ve aklın önündeki bütün prangalar kalkacak. Üniversiteler özgürleşecek, gençlerimiz özgürleşecek. Türkiye’nin bütün kurumları yeniden ayağa kalkacak. Hiç kimse darbeye cüret edemeyecek. Ekonominin kuralları belli olacak. Kimse bir gece de kendi keyfiyle yeniden kural yazmayacak. Bir anda varlık fonuyla sizin, hepimizin, 80 milyonun olan kamu kurumlarına el koyamayacak. İş alabilmek, yatırım yapabilmek, çocuğuna iş bulabilmek için bir elitin, bir siyasi zümrenin, bir rant sınıfının parçası olmak gerekmeyecek. Herkes ekonomide eşit olacak. Bir gece de şirketlere el koyan kayyum atama yöntemi ortadan kalkacak. Kimse bir sabah kendi adını bir listede acaba işsiz kaldım mı diye aramayacak. Herkes işine gidecek. Gençler bir tehdit olarak değil, Türkiye’nin yarını olarak görülecek. Düşünce özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün önündeki engeller hepimiz için ortadan kalkmış olacak. Hiç kimse attığı bir tweet nedeniyle hapse atılmayacak. Aydınlık günler 17 Nisan’da hayırlarla gelecek.

Hepinizi gönülden sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Soru-  Mesud Barzani’nin Türkiye temasları var ve o noktada da tartışılan bir bayrak meselesi var. Siz bunu nasıl değerlendirdiniz?

Selin SAYEK BÖKE- Bunun değerlendirmesini Türkiye’de halka bırakmak gerekiyor ama her konuda bir sözü olan Sayın Bahçeli’nin belki de kendi milyonlarca seçmenine anlatacağı bir şey olabilir. Henüz bir şey duymadık kendisinden.

Soru- Efendim bir de kampanya sürecini de soralım.

Selin SAYEK BÖKE- Rutin. Her haftaki soru diyorsunuz.

Soru- Amasya diye belli oldu ama tarihi netleşti mi? Şarkılar, sloganlar bugün konuşuldu mu?

Selin SAYEK BÖKE- Netleştiğinde duyacağınızdan hiç şüphem yok. Şarkı söyleyeceksek zaten 80 milyon beraber söyleyeceğiz. Bir sloganımız olacaksa 80 milyonla beraber söylenecek bir slogan olacak. Zira bu referandumu biz bir Türkiye fırsatı olarak görüyoruz. Türkiye’nin yeniden barıştığı, birlikte şarkılar söylediği ve kampanya dediğiniz şeyin bir sadece oy alma süreci olarak değil, iş yapma süreci olarak yürüdüğü bir Türkiye için büyük bir adım olarak görüyoruz. Mutlaka siz de duyacaksınız başladığında. Ama şunu unutmayalım, kampanya zaten her gün yaşanıyor. Bizler neden hayır denmesi gerektiği konusunda vatandaşımızla kahvede, fabrikada, belki de panellerde, toplantılarda, evlerde bir araya geldiğimizde zaten kampanya yapılıyor Türkiye’de.

Buradan herkese bir anımsatma yapma ihtiyacı duyuyorum. Bu bir parti seçimi değil. Bu bir partinin siyasi ideolojisine dair yapılacak bir tercih değil. Hakikaten bu sandık memleket meselesine dair bir sandık. Onun içinde her biriniz birer kampanyasınız. Daha önce kapısını çalmadığınız komşunuzun kapısını çalarak birlikte yaşayabilmek için “hayır”a ihtiyacınız olduğunu anlatırsanız zaten siz bu memleket meselesine dair kampanyayı yürütüyor olacaksınız. Bugün bunu sahada görüyoruz. Görmeye devam edeceğimizi de umuyorum. Herkes sandığa gitsin. Sandığa gitmeden konuşmadığı bir komşusunun kapısını çalsın, hayırlara davet etsin ve herkes mutlaka o sandıkta demokratik hakkıyla oyunun korunduğunu, kendisi de koruyarak garanti altına alsın. O zaman biz hep beraber aydınlık yarınlara uyanacağız zaten.

Soru- Selin Hanım Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Yunan mevkidaşları arasında iki gündür devam eden bir polemik var Kardak kriziyle başlayan. Şımarık çocuk olarak nitelendirdi Yunan Savunma Bakanı Dışişleri Bakanını. Bir değerlendirmeniz oldu mu bu meseleye ilişkin?

Selin SAYEK BÖKE- Çok yazık, iç siyasete malzeme etmek için dış politika yaparsanız başka ülkelerin başkanları da size “şımarık çocuk” diyebilecek cüreti bulurlar. Benim hayal ettiğim güçlü Türkiye’de kimseye böyle bir fırsat verilmemeli. Hiçbir başka ülkenin Türkiye’ye böyle bir söylemle seslenmesine müsaade edilmemeli.

Yeniden söylüyoruz, Türkiye’nin iç barışı, dış politikasının da barış hedefiyle yapılmasını gerektiriyor. Bunun için de 80 milyonu ayrıştıran değil, Türkiye’nin gerçek gücünün 80 milyonun birlikte yaşamasından geldiğini bilen bir siyasete hem iç politikada, hem dış politikada çok ihtiyacımız var. Bizim 17 Nisan heyecanımız da bu yüzden?

Soru- Sayın Genel Başkan hafta sonu Saadet Partisinin Genel Merkezinde yapılan Necmettin Erbakan’ı anma toplantısına katıldı. Toplantı hem AKP tarafından, CHP içindeki bazı kesimler tarafından eleştirildi. Bu eleştirilere yönelik bir değerlendirmeniz olur mu?

Selin SAYEK BÖKE- Şimdi 20 dakikalık sohbetimiz içerisinde şunu sıkça ifade ettim ve altını çizdim. 80 milyonun birbiriyle konuştuğu bir Türkiye özlemimiz var. O zaman bizimle farklı düşünenlerle konuştuğumuzda yapılan eleştirilere de yine aynı yanıtı hep beraber vermek durumundayız. Farklıyız ama konuşabilmeliyiz. Aksi takdirde biz bir millet, bir ülke, bir vatan olamayız.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, hayırlı günler diliyorum. 

CHPnet

SİTELERİ