Asgari Ücret İle Tüm Aylık Ve Maaşlar Her Ay Enflasyon Oranında Artmalı

28.03.2022

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın şifa için verdiği manda yoğurtlu, Medine hurmalı, kestane ballı tarifle ilgili olarak, “Saraydaki menüleri sindirmek için şifa reçeteleri olanlar, bu ülkede yedikleri kul haklarını sindiremezler. Maalesef bunun için bir şifa reçetesi daha icat edilmedi” diye konuştu.


Açlık sınırı altına düşen asgari ücretin artırılması konusunda AK Parti’den gelen farklı açıklamalara dikkat çeken Öztrak, “Buradan çağrıda bulunuyoruz. Ülkeyi mahkûm ettiğiniz bu enflasyonda, milleti hayat pahalılığına ezdirmemek için, başta asgari ücret olmak üzere, tüm maaş ve aylıkların, artık her ay, gerçekleşen enflasyon nispetinde artırılması gerekiyor. (…) Zorunlu ihtiyaçların fiyatı bu denli yüksek seviyelere çıkmışken, ücret, maaş ve aylık artışları daha fazla geciktirilemez” açıklamasında bulundu.


AK Parti Genel Başkanvekilinin çiftçilere yönelik “Maliyete bakmayın, deliler gibi ekin, dağı taşı ekin” sözlerini de değerlendiren Öztrak, “Bu maliyetlerle, bu desteklerle çiftçinin ekim yapması için, gerçekten de deli olması gerek. Bunların saçmalama hızına artık yetişemez olduk. Çiftçide tarlasını ekecek hal mi bıraktınız? Gübre fiyatı katlanmış, tohum fiyatı katlanmış, ilaç fiyatı katlanmış. Geçtiğimiz yıl Ramazan öncesinde 780 liraya dolan traktör deposu, bugün 2 bin 850 liraya doluyor” dedi.


Sudan’da tarım yaptırabilmek için kurulan şirkette, tek bir personel, yedi tane Yönetim Kurulu Üyesi olduğuna dikkat çeken Öztrak, “Herhalde bu yedi yönetici, o bir tanecik personellerini sırayla yönetiyorlar, ona gözleri gibi bakıyorlardır. Öyle ya, bu yönetim görevi için yedi Yönetim Kurulu Üyesine 2020 yılında ödenen huzur hakkı ve ikramiyelerin toplamı 416 bin 695 lira 74 kuruş. Çiftçi adeta değirmen taşının arasındaki buğday gibi ezilmiş, limon gibi sıkılmış bahane; huzur hakları, ikramiyeler şahane” ifadelerini kullandı.



CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:


Sözlerime başlarken, bundan 31 yıl önce Kerkük’te, Altınköprü Katliamında hayatını kaybeden Türkmen kardeşlerimizi bir kere daha rahmetle anıyorum.


EKONOMİK KRİZE DEVLETTE YÖNETİM KRİZİ EKLENDİ, SALGIN TUZ BİBER OLDU

Sıcak paraya ve borca yaslanan büyüme stratejisi nedeniyle, ekonomimiz 2013’ten sonra patinaja başladı. Benzerlerinden hızla ayrıştı. Kırılgan ekonomi listelerinde ilk başlarda değişmez ülkelerden biri oldu. Bunun üstüne tek kişilik ucube rejim, 2018’de fiilen hayata geçti. Ekonomik krize, bu seferde devlette derin bir yönetim krizi eklendi. 2020 yılında baş gösteren salgın ise işin tuzu biberi oldu. Salgının borca yaslanarak çözülmeye çalışılması, krizler sarmalını büyük bir buhrana çevirdi.


UKRAYNA TARAFINDAN YALANLAMA BÜYÜK SKANDAL

Ülke saray imalatı derin bir buhrandayken, Rusya Ukrayna’yı işgal etti. Birkaç gün önce iki ülkenin Dışişleri Bakanları, Antalya’da bir araya geldi. Bir sonraki toplantının da Türkiye’de yapılacağı şimdilerde konuşuluyor. Türkiye’nin bu krizde yapıcı, arabuluculuk rolü oynaması son derece önemlidir. Ama tek kişilik keyfi yönetim nedeniyle ülkemizin jeostratejik konumunun ve Montrö’nün sunduğu fırsatları kaçırma riski de vardır. Burada önemli olan dış politikayı iç politikaya alet etmemektir, soğukkanlı olmak ve devlet ciddiyeti gerekmektedir. Erdoğan’ın son yaptığı “Altı maddeden dördünün üzerinde uzlaşma sağlandığı” açıklamasıyla, bunun tam tersi bir gelişme olmuştur. Bu ülkemizin güvenilir arabulucu olma vasfına zarar vermiştir. Tabii sonunda da Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanını, AK Parti Genel Başkanını yalanlamıştı. Tabi bu büyük bir skandal…


SLOVENYA, ERMENİSTAN VE GÜRCİSTAN’IN TOPLAM NÜFUSU KADAR İŞSİZİMİZ VAR

Artık 11 ayın sultanı, mübarek Ramazan ayına sayılı günler kaldı. Ramazanın ülkemizde ve dünyada huzura, barışa ve refaha vesile olmasını diliyoruz. Ama üzülerek şunu da ifade etmemiz gerekir ki, Saray hükümeti, ülkemizde huzur da, bereket de bırakmamıştır. Yurttaşlarımızı öyle bir borç batağına sürüklemiştir ki, milletimiz nefes alamaz hale gelmiştir. Son bir yılda, kredisini ödeyemeyenlerin sayısı neredeyse dörde katlanmıştır. Kredi kartını ödeyemeyenlerin sayısı ise ikiye katlanmıştır. Millet sadece bankalara değil, devlete olan vergi borçlarını da ödeyememektedir. Son iki yıldır vergide tahsilat oranı dibe vurmuştur. Tahakkuk eden her 100 liralık verginin ancak 80 lirası tahsil edilebilmektedir. Ucube rejim, milletimizi sadece borca ezdirmemiştir. Hayat pahalılığıyla da perişan etmiştir. İşsizlik, enflasyon milleti ezip geçmiştir. Saray’ın; “Öyle büyüdük, böyle şahlandık” diye böbürlendiği 2021 yılında, TÜİK’in makyajlı rakamlarıyla dahi gerçek işsiz sayımız 85 bin kişi artmıştır. 8 milyon 770 bine çıkmıştır. İşsiz vatandaşlarımızın sayısı dünya üzerindeki 98 ülkenin nüfusundan fazladır. Slovenya’nın, Ermenistan’ın ve Gürcistan’ın çoluk, çocuk, genç, yaşlı tüm nüfusunu toplayın bizdeki işsiz sayısına ancak ulaşabiliyor.


NEBATİ BAKAN’A GÖRE GENÇ OLMAK ÇOK TATLI… 

İŞKUR’a başvuran, 15-24 yaş arası gençlerin sayısı 1 milyon 31 bin 612’ye çıktı. Her 3 kayıtlı işsizden biri, 15-24 yaş arası gençlerden oluşuyor. Aynı yaş grubunda ne bir işte çalışan ne de okuyan gençlerimizin sayısı 3 milyon. Her dört gençten biri evinde oturuyor. Ev genci olmuş. Artık okumak da işe yaramıyor. Ülkemizdeki her üç işsizden biri ise üniversite mezunu… Ama Hazine ve Maliye Bakanına göre, ülkemizde genç olmak “çok tatlı” bir şey! Sarayın gençleri için elbette hayat tatlı olabilir. Ne de olsa onların üçer, beşer maaşı var. Lüks arabaları var, saray yavruları var, köşkler var, yalılar var, elde edilen servetler sıradan işler. Bunlara hayat tatlı. Aslında bunlara hayat tatlı olmasın da, kime olsun? Ama milletimizin gençleri için hayat zehir olmuş durumda. Adıyaman’da, Sağlık Bakanlığı’nın açtığı 19 kişilik temizlik kadrosuna 17 binden fazla insan başvuruyor. Ne acıdır ki, bunların 2 bin 170’i üniversite mezunu.


İŞ BULMAKLA DA MESELE BİTMİYOR

Diyelim okudunuz, diyelim bir iş de buldunuz. Mesele orada da bitmiyor. Bu ülkede ciddi bir çalışan yoksulluğu var. Ülkede asgari ücret ortalama ücret haline gelmiş. Asgari ücret geçen senenin sonunda artırılmış ama iki ay üzerinden geçtikten sonra açlık sınırının altına düşmüş. Sendikaların son verilerine göre; açlık sınırı, şu anda asgari ücretin 1.500 lira üzerine çıkmış. Yoksulluk sınırı ise asgari ücreti dörde katlamış vaziyette. Artık yeni bir yuva kurmak da çok zor… Ev eşyalarının fiyatı sadece bir yılda yüzde 70 ile yüzde 115 arasında artmış. Bu koşullarda milletin evlatlarının yüzü de, gözü de nasıl gülecek?


BU KADAR YEMEĞİ MİDEYE İNDİRİNCE HAZIM PROBLEMİ KAÇINILMAZ

Saray ve şürekâsı bolluktan, bereketten dem vururken; milletin karnını doyuracak hali kalmadı. Ülkemizde iki günde bir sofrasına; bir kap et, balık veya tavuk yemeği koyamayan, 30 milyon 538 bin yurttaşımız var. Bu sayıları biz imal etmiyoruz, bu sayılar TÜİK’e ait. O da 2020 verilerine göre. Bugün kıymanın kilosu markette olmuş 120 lira… Millet ucuz et almak için Et ve Süt Kurumu kuyruklarında… Peygamberimizin sahih bir hadisi var. “Komşusu açken tok yatan, bizden değildir.” Millet yemeye kuru ekmek bulamıyor ama sarayın öğlen yemeği menüsünde, Anadolu aşı, Antep usulü kuru dolma, kereviz salata, talaş böreği, kuzu incik kızartması, bademli basmati pilav ve tahinli profiterol var. Bunu nereden mi öğrendik? AK Partili eski vekillerine, milletin kesesinden servis edilen yemek menüsü her yerde yayınlandı. Peki, sarayın akşam yemeği menüsünde ne var? Pataşur içerisinde Çerkes tavuğu. Zencefilli somonlu suşi, tartalet içerisinde Antakya usulü humus, kornişona sarılı dana rozbif, susamlı levrek simidi, bir de bunları mide de yumuşatmak için, liçi meyvesi eşliğinde efululiler, chia tohumu eşliğinde, ejder meyveli smoothiler, starex meyvesi eşliğinde aloeveralar. Tabi saray ve şürekâsı, gün içerisinde bu kadar yemeği mideye indirirse, ister istemez bir hazım problemi de yaşanıyor.


MANDA YOĞURTLU REÇETEYLE KUL HAKKINI SİNDİREMEZLER

Milleti unutan, halini görmeyen, milletin feryadını duymayan Sarayın Kibirlisi, işte bu duruma da şifa reçetesi veriyor. Millete, akşam yatmadan, manda yoğurdunu, kestane balıyla, Medine hurmasıyla ve yulafla karıştırıp yatmadan şifa niyetine nasıl yediğini anlatıyor. Bugün bu ülkede Saraylılar, açlıktan verem olana “kestane balı ye” diyorlar. Ne diyelim: “Yoksulluk kader olamaz, kader değildir. Firavunlar bile böyle gaddar değildir” diyor ünlü şarkıcımız. Tok, açın halinden anlamaz. Saray’da milletin halinden anlamaz. Hadi bizi dinlemiyorsunuz, kendi arkadaşlarınızın sesini dinleyin. AK Parti’nin, Meclis Başkanlığını da yapmış kurucularından biri, daha iki gün önce, “Evliya Çelebi, dağlarından yağ, ovalarından bal akan memlekette, yağların balların fiyatına erişemediğimiz bu günleri görse kahrından ölürdü” dedi mi? Dedi. Ne diyor büyük şair Tevfik Fikret: “Bu sofracık, efendiler, ki iltikama muntazır, huzurunuzda titriyor, şu milletin hayatıdır; şu milletin ki mustarip, şu milletin ki muhtazır, fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun, hapır hapır.” Saraydaki menüleri sindirmek için şifa reçeteleri olanlar, bu ülkede yedikleri kul haklarını sindiremezler. Maalesef bunun için bir şifa reçetesi daha icat edilmedi.


ASGARİ ÜCRET HER AY ENFLASYON NİSPETİNDE ARTMALI

Saray’ın kibirlisi, “Manda söğüt dalına yuva yapmış, yavrusunu sinek kapmış, sütü de yoğurdu da bana kalmış” derken, asgari ücretliler, dar ve sabit gelirli milyonlar, hayat pahalılığı altında her gün biraz daha eziliyor. Ülkeyi yönettiklerini sananlardan her gün bir başka ses yükseliyor. AK Parti’nin milletvekilleri, “Asgari ücret sene ortasında artacak” derken, Çalışma Bakanı “Asgari ücrette artış tartışmalarını anlamlı bulmuyorum” diyordu. Sonunda Sarayın kibirlisi de çıktı, “Daha 3 ay oldu, sene ortasında bakarız” dedi. Buradan çağrıda bulunuyoruz. Ülkeyi mahkûm ettiğiniz bu enflasyonda, milleti hayat pahalılığına ezdirmemek için, başta asgari ücret olmak üzere, tüm maaş ve aylıkların, artık her ay, gerçekleşen enflasyon nispetinde artırılması gerekiyor. Çünkü emekçinin, emeklinin daha alın teri kurumadan, eline geçen para buharlaşıp gidiyor. Bilhassa gıda enflasyonu gibi, ulaştırma gibi, sağlık gibi zorunlu ihtiyaçların fiyatı bu denli yüksek seviyelere çıkmışken, ücret, maaş ve aylık artışları daha fazla geciktirilemez.


BAŞKA ÜLKELER DESTEK VERİYOR, BİZDEKİ HÜKÜMET VATANDAŞA BİNDİRİYOR

Hep söylüyoruz. Saray ve şürekâsı, milletin sesini duymuyor, halini görmüyor. Milletle adeta açıktan alay ediyor. Ekonomide bir türlü dikiş tutturamayan Nebati Bakan, satın alma gücü paritesine göre karşılaştırıldığında benzinin, mazotun bizde “çok, çok ucuz” olduğunu söylüyor. Beyefendi bu kimin satın alma gücü paritesine göre? Millette satın alma gücü mü kaldı? Asgari ücretin satın alma gücü paritesiyle; İngiliz 1.107 litre, Hollandalı 775 litre, Alman 745 litre, Yunan 406 litre, Romen 313 litre motorin alıyor. Bizde ise ekonomiyi bu hale getirdiğiniz için, sadece 179 litre alabiliyor. Ama bu yetmiyor, orada ekonomiyi yönetenler milletin sesini duyuyor, yükselen enerji fiyatları karşısında, orta ve dar gelirli yurttaşlarını rahatlatabilmek için, vergi mükellefi her bir çalışana, bir defaya mahsus 300 Avro ödeyeceklerini açıklıyorlar. El alem vatandaşına destek üstüne destek veriyor. Bizdeki Hükümet pompa fiyatlarına bindirdikçe bindiriyor. Sonra da Bakan çıkıyor. Yüzü kızarmadan “bizde akaryakıt çok çok ucuz” diyebiliyor.


ÇİFTÇİNİN GERÇEKTEN DE DELİ OLMASI GEREK

Geçtiğimiz gün de Genel Başkanvekilleri, yine çıktı, çiftçiye “Maliyete bakmayın, deliler gibi ekin, dağı taşı ekin” diye akıl verdi. Bu maliyetlerle, bu desteklerle çiftçinin ekim yapması için, gerçekten de deli olması gerek. Bunların saçmalama hızına artık yetişemez olduk. Çiftçide tarlasını ekecek hal mi bıraktınız? Gübre fiyatı katlanmış, tohum fiyatı katlanmış, ilaç fiyatı katlanmış. Geçtiğimiz yıl Ramazan öncesinde 780 liraya dolan traktör deposu, bugün 2 bin 850 liraya doluyor.


1 ÇALIŞAN, 7 YÖNETİCİ, 417 BİN LİRA HUZUR HAKKI VE İKRAMİYE

Saray bu işleri bırakmış, Afrika’da, Sudan’da tarım yaptırabilmek için şirket kurduruyor. Şirketin sermayesi 66,5 milyon lira. Ortaklık yapısı: Yüzde 80’i TİGEM’e, yüzde 20’si de Sudan Tarım ve Ormancılık Bakanlığına ait. Şirketin tek bir personeli var. Bu tek bir personele karşılık yedi tanede yönetim kurulu üyesi var. Herhalde bu yedi yönetici, o bir tanecik personellerini sırayla yönetiyorlar, ona gözleri gibi bakıyorlardır. Öyle ya, bu yönetim görevi için Yedi Yönetim Kurulu üyesine 2020 yılında ödenen huzur hakkı ve ikramiyelerin toplamı 416 bin 695 lira 74 kuruş. Çiftçi adeta değirmen taşının arasındaki buğday gibi ezilmiş, limon gibi sıkılmış bahane, huzur hakları, ikramiyeler şahane… Yukarıda söylediğim Tevfik Fikret’in şiirinin devamını da getirelim; “Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı iştiha sizin; doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!”


BESİCİ ARTIK GEBE HAYVANI KESİME GÖNDERİYOR

Çiftçimiz gibi besici de zor durumda. Saray’ın kibirlisi, sanki besiciyi, yem fiyatları ile karkas et fiyatları arasına sıkıştıran, kendisi değilmiş gibi, “Niçin ta Uruguay’dan alalım. Biz kendi ülkemizdeki hayvanları almak suretiyle bu işi bitirelim” diyor. İşte bu kadar milletten ve üreticiden kopuk… Saray bilmiyorsa, biz söyleyelim. Bugün artan maliyetlere dayanamayan besici, gebe hayvanını zaten kesime gönderiyor. Ama “Anası olmayanın, danası olmaz” derler. Damızlık hayvanların kesime gitmesi, zaten sıkıntıda olan hayvan varlığımızın, daha da tükenmesi demek… Bunlar Sarayın umurunda mı? Hiç değil.


SANIRSINIZ KATAR’IN FAHRİ CUMHURBAŞKANI

O kadar dert üstü, murat üstüler ki, insanlar bir avuç kıymayı üç kuruş ucuza almak için saatlerce kuyrukta bekliyor. Bunların yöneticileri kuyruk olmasın diye ete zam yapıyor. Ama diğer taraftan iki ay içinde, 2,5 milyon küçükbaş hayvanı Katar’a satıyorlar. Vatandaşa zam, Katar’a hizmete devam… Bizim vatandaşımız kuyrukta bekliyor. Bunlar kuzuları, hem de uçakla Katar’a, Katarlılar rahat rahat et yesin diye yolluyor. Sanırsınız bu ülkenin başında oturan Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı değil, Katar Devleti’nin Fahri Cumhurbaşkanı… Sakarya Tank Palet, Katar’a… Borsa İstanbul’un yüzde 10’u, Katar’a… Talan İstanbul üzerindeki araziler, Katar’a… Milletin yiyemediği, ulaşamadığı etler Katar’a… Arkadaş, bu nasıl bir Katar aşkıdır?


ET VE SÜT FİYATLARI KISIRDÖNGÜYE GİRDİ

Sadece çiftçi, besici değil, süt üreticisi de kan ağlıyor. Çiğ süt fiyatı 4 lira 70 kuruş. 1 Nisan’dan itibaren de 5 lira 70 kuruş olacakmış. Tabii bu hemen markete de yansıyacak. Ama bu çiftçinin sorununu çözüyor mu? 50 kiloluk yem geçen sene 105 lira, bu sene 280 lira. Yem maliyeti bir senede 2,5 kat artmış. Arttırılan çiğ süt fiyatı, yem fiyatındaki rekor artışlara yetişemiyor, yetişmesi mümkün değil. Hal böyle olunca da, süt veren inekler de teker teker kesime gidiyor. Et gibi süt de kısır bir döngüye girdi. Artan fiyatlar ve azalan hayvan varlığıyla, önümüzdeki dönemde peynir, tereyağı, yoğurt gibi pek çok ürüne çok daha büyük zamların gelmesi bekleniyor.


SÜREKLİ ŞEYTAN TAŞLAMAKTAN NAMAZSIZ KALDILAR

Biz buradan yıllardır bağırıyoruz. “Mutfaktaki yangını söndürmek için önce tarladaki yangını söndürmeniz gerekir” diyoruz. Kulaklarını tıkıyorlar. Milletin hiçbir derdine deva olamayanlar şimdi ellerinde son kalan, beceriksizliklerine “Hayat pahalılığının sebebi, küresel enerji ve emtia fiyatlarındaki artış” diye bahane bulmaya kalkıyorlar. “Ekonomide devrim yapıyoruz. Her devrimde böyle sıkıntılar olur” gibi garip hikâyelerde anlatıyorlar. Bunlar sürekli şeytan taşlamaktan, namazsız kalmış vaziyetteler. Her müflis bezirgân gibi şimdi eski defterleri karıştırıyorlar.


MİLLETİN ISTIRABI HÜKÜMET İÇİN ÖRTÜK MALİYET

Ekonomide çok bilinen bir kuraldır: Her tercih, aynı zamanda bir vazgeçiştir. Çünkü ekonomide alınan her kararın, bir açık, bir de örtük-alternatif maliyeti vardır. Bugün bu ülkede milletimiz buz gibi soğuklarda, sabahtan akşama kadar kuyruklarda bekliyorsa, yağ kuyrukları, ekmek kuyrukları, et kuyrukları, soğan, patates kuyrukları artık vakayı adiyeden olduysa, bunun sebebi ekonomide alınan yanlış kararlardır. Bugün milletimiz neden kuyruklarda beklemek zorunda? Et ve Süt Kurumu’nun başında oturan kişi, hangi cesaretle, “Baktık kuyruklar uzundu, biz de zam yaptık” diye utanmadan sıkılmadan konuşabiliyor? Bunların tercihlerinde millet yok. Bunlar için milletin çektiği ıstırap, göz ardı edilebilecek bir örtük maliyetten ibaret. Saray ve şürekâsının gözleri ışıl ışıl parlasın da, bir avuç yandaş abat olsun da, faiz lobileri ihya edilsin de varsın millet kış ayazında kuyruklarda beklesin.


27 MİLYAR LİRALIK BÜYÜK KIYAK

Nebati Bakan; Türk Lirası mevduatı, Amerikan Dolarına endekslemenin, “Hazine’ye tek bir kuruş maliyeti olmayacağını” söylemişti. Ama alışık olunduğu üzere, hesapları yine tutmadı. Uyarmıştık, “2021’in sorunlarına, 1970 model çözümler olmaz” demiştik. Hatta rahmetli Cumhurbaşkanı Özal’ın “Dövize Çevrilebilir Mevduat” için söylediği: “İnşallah gençlerimiz bundan ders alır. Bir daha böyle hesapsız kitapsız hatalar yaparak, gelecek nesilleri zor taşınan yük altına sokmaz” sözlerini de hatırlatmıştık. Ama dinleyen olmadı. 24 Aralık tarihinden itibaren, 971 bin gerçek kişi ve 29 bin tüzel kişinin dövize endeksli mevduata para yatırdığı anlaşılıyor. “Anlaşılıyor” diyorum, çünkü ortada pek doğru dürüstte bir veri yok. Nedense çok övündükleri bu mevduat verilerine; ciddi bir sansür uyguluyorlar. Nebati Bakan’ın derme çatma açıklamalarından hesaplaya bildiğimize göre, Mart ayının son haftasında, Milletin Hazine’sinden 13,8 milyar lira alınıp, bir avuç mevduat sahibinin cebine konmuş. Bunun yanında, bir de şirketlere tatlandırıcı olsun diye vazgeçilen, 13 milyar liralık vergi geliri var. Yani çiftçiye para yok, besiciye para yok, ama milletin kesesinden, şirketlere, bankalara ve bir avuç mudiye üç ay mevduat yatırdıkları için 27 milyar liralık büyük bir kıyak var.


HAZİNE’DEN KKM’YE YILLIK %92 FAİZ

Hesap ortada: 24 ve 31 Mart tarihleri arasında ortalama dolar 12 lira 16 kuruş. 25 Mart itibariyle, 14 lira 83 kuruş. Dolar, TL’ye karşı sadece üç ayda yüzde 22 değerlenmiş. Bankalar müşterilerine kendi ceplerinden ne kadar faiz ödeyecek 3 aylık? Yüzde 4,25. Geriye kalıyor 17,75. Bu farkı kim ödeyecek? Milletin hazinesi ödeyecek. Bunu yıla vurursanız; bir yılda Hazine’nin ödeyeceği faiz yüzde 92’ye geliyor. Tabela faizi kaç? Yüzde 14. Ama bir avuç mevduat sahibine, Hazine tarafından ödenecek faiz yüzde 92. Bu nasıl bir nas? Bunların iş bilmezliğinin, hesapsızlığının, kitapsızlığının, plansızlığının bedelini hep milletimiz ödüyor.


SIRA ELDEKİ AVUÇTAKİNİ SATMAYA GELDİ

Demiştim ya müflis bezirgân, eski defterleri karıştır diye. Tabi karıştırıyor, karıştırıyor ama işin içinden çıkamayınca da sıra eldeki avuçtakini satmaya geliyor. Bugüne kadar 62 milyar dolarlık ata yadigârı fabrikayı, limanı, araziyi satmışları. Yetmedi. Kalanı da Saray’ın başına oturduğu Varlık Fonu’na koydular. Teminat gösterip sağdan soldan borç aldılar. Ama bu da yetmedi! Şimdi giderayak kazanın dibini iyice sıyırmaya çalışıyorlar. İşte Ankara’nın “parsel parsel” peşkeş çekildiği dönemde, 801 milyon dolar yatırılarak yapılan Anka-Park sonunda iflas etti. Ankara Büyükşehir Belediyemizin, bu konudaki haklı hukuk mücadelesi devam ediyor.


ÇANAKKALE KÖPRÜSÜ’NDE İN-CİN TOP OYNUYOR

Çanakkale Köprüsü’ndeki durum… Köprüde bir haftalık bedava kampanyasının ardından “200 liracık” geçiş ücretleri ödenmeye başladı. Aylık 45 bin araç geçiş garantisi verilen yolda şimdi in cin top oynuyor. İnsanlar feribotla karşıya geçmek için uzun kuyruklar oluşturuyor. Hayırdır? Yandaşlarınız doysun diye, feribot seferlerini azaltarak, insanları zorla köprüye yönlendirmeye mi karar verdiniz? Vatandaşları 107 liralık gidiş-geliş ücreti yerine 400 liralık gidiş-geliş ücreti ödemeye mahkum mu etmeye çalışıyorsunuz?


KAZAN SIYIRMAKLA BİTMİYOR

Kazan büyük, sıyır sıyır bitmiyor. Şimdi de getirdikleri torba kanunla, Hazinenin mallarının satışında damping yapacaklarmış. Ama o da yetmiyor. Üstüne üstlük yeni rant alanlarını da yaratmaya çalışıyorlar. Geçtiğimiz haftalarda CHP Ekonomi Masası olarak Safranbolu’daydık. UNESCO Dünya Mirası listesindeki Safranbolu, yeni bir yapılaşma tehdidiyle karşı karşıya. Daha önceki planlarda yapılaşmaya kapalı tutulan alanlar, kentsel bir ihtiyaç ortada yokken bir mevzuat değişikliğine dayanan imar planıyla yapılaşmaya açılıyor. Diğer taraftan Çeşme’nin cennet koylarından birinin etrafındaki 3. derece SİT kapsamındaki tarım arazileri ve zeytinlikler, bakanlık tarafından imara, betonlaşmaya açılmak isteniyor. “İzmir’in Kanal İstanbul’u” olarak adlandırılan bu girişime de Safranbolu’yu betonlaştıracak bu karardan da derhal vazgeçilmelidir. Bunlar sadece İzmir’in, sadece Safranbolu’nun sorunu değildir. Türkiye’nin meselesidir. Biz bu katliamları engellemek için elimizden gelen her şeyi yapacağız.


TÜRKİYE’Yİ BU KÂBUSTAN ÇIKARMAK ZORUNDAYIZ

Türkiye’yi içinde bulunduğu bu kâbustan çıkarmak zorundayız. Toplumu en geniş yelpazede temsil eden, 6 partimizin yaptığı güç birliği, otoriter bir yönetimi sandıkta yolcu edecek. Ve bu, dünya demokrasi tarihinde de mümtaz örneklerden biri olacak. Artık gün, yaraları sarma günüdür. Artık gün, helalleşme günüdür. Artık gün, kucaklaşma günüdür. Artık gün, uzlaşma günüdür. Artık gün, hep beraber istişareyle hareket etme günüdür. Kutuplaşma Türkiye’mizi çok yordu, hırpaladı. Kutuplaşmadan beslenen mevcut hükümet de, artık gidici olduğunu idrak etti. Bulanık suda balık avlamaya uğraşıyor. Milletimizi en geniş şekilde temsil eden 6 partimiz, demokratik ilkelere dayanan birlikteliklerini, uyum içerisinde götürmeye kararlıdır. Sarayın siyaset mühendisliğine soyunması, nafile bir çabadır. Dünkü tablo bunu bir kez daha herkese göstermiştir.


6 PARTİ SEÇİM GÜVENLİĞİ ÇALIŞMA GRUBU OLUŞTURDU

Milli iradeyi parlamentoya tam olarak yansıtmak üzere, seçim güvenliği en öncelikli konu haline gelmiştir. 6 partimiz bu konuda bir çalışma grubu oluşturmuştur. Ekonomide biriken sorunlarımız, Rusya ve Ukrayna savaşı başta olmak üzere, bölgemizde istikrar ve barışı tehdit eden gelişmeler, yine dünkü toplantıda ele alınmıştır. Milletimizi en geniş yelpazede temsil eden 6 partimiz, Türkiye’yi içine düşürüldüğü karanlık günlerden, hızla çıkarma kararlılığındadır.


BU KARANLIĞI YIRTIP ATACAĞIZ

Gecenin en karanlık anı, şafağa en yakın olduğunuz andır. Ülkemizin ufkunu karartan karanlığı, yırtıp atmaya çok az kaldı. Milletimiz bu Hükümeti gördü. Notunu da verdi. Saray ve ortağının raf ömrü artık sona ermiştir. Saray ahalisi sefa sürerken, milletimiz bunca beceriksizliğin cefasını çekmiştir. Şimdi sandıkta artık “yeter!” demeye hazırdır. Biz bunu gittiğimiz her şehirde, girdiğimiz her dükkânda, milletimizin gözlerinin içinde gördük. Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında, ortaklarımızla beraber Türkiye’nin ufkunu aydınlatacağız. Biz hazırız, milletimiz hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar, şimdi sorularınız varsa alabilirim.


Soru- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelttiği “Biraz dürüstsen altılı masa bildirisini hangi büyükelçiliğe düzeltmeye gönderdin, açıkla” iddiasıyla ilgili değerlendirme alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Bu zırvanın sahibi, zırvasını ispatla mükelleftir. Çok açık ifade ediyorum, aksi takdirde namerttir, alçaktır, şerefsizdir, haysiyetsizdir. Bu ülkede edep, adap kelimelerini ağzına alabilecek en son kişi bu zattır. Uyuşturucu kaçakçısıyla, dolandırıcısıyla, her türlü suçluyla fotoğrafı olan bu şahıstır. Anlaşılan bu zat altındaki koltuk sallandıkça yerini korumak için en iyi bildiği işi yapıyor, senaryolar uyduruyor. Zırvada çıtayı Everest Dağı’nın tepesine çıkarıyor. Bu zat önce mafyadan 10 bin dolar alan siyasetçinin kim olduğunu açıklasın. Söylediği lafı ortada bırakmasın. Lafının arkasında duracak cesareti göstersin. Bu lafları saray ve soytarıları hazmedebilir ama biz hazmedemeyiz. Biz bu topraklarda emperyalizmi ezmiş Kuvayımilliye’nin partisiyiz.


Soru- CHP Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Taşkın’ın ‘Sağ Kemalizm’ makalesinde Kemalizm için en başından beri dışlayıcı ve ırkçılığa yatkın gibi ifadeler kullandığı ortaya çıktı. Genel Başkan Yardımcınız hala aynı düşünceleri sahip mi?

Faik ÖZTRAK- CHP’de siyaset yapan herkes gibi Genel Başkan Yardımcımız Yüksel Taşkın da CHP’nin programına ve kurucu değerlerine bağlıdır. Bu haberlerin amacının Yüksel Taşkın’dan ziyade CHP olduğu açıktır.


Soru- Dünkü buluşmada seçim güvenliği içinde bir çalışma grubu oluşturulması kararlaştırıldı. Bu çalışma grubu sadece altı partinin temsilcilerinden mi oluşacak, yoksa HDP, TİP ve diğer partilerde bu çalışmaya dahil edilebilecek mi?

Faik ÖZTRAK- Arkadaşlar, dün akşam verilen fotoğraf gayet nettir. Yapılan açıklamada altı partiyi bağlamaktadır. Diğer partiler seçim güvenliği için kendi çalışmalarını tabi ki yapacaklardır. Hatta şunu seçmen iradesinin parlamentoya yansıması için tüm partilerin ellerinden geleni yapması gerekmektedir.


Soru- AKP’nin getirdiği torba yasada şirket itibarına zarar gerekçesiyle gazetecilere 3 yıl hapis cezası öngörülüyor ki bu beşli çeteye beşli çete denmesini de kapsayacak. Buna yaklaşımınız nedir?

Faik ÖZTRAK- Valla biz kediye kedi deriz. Milletin hakkını yiyene de çete denir. Bunlar beş şirketten oluşuyorsa buna da beşli çete denir. Allah’ın bildiğini kuldan saklayamazsınız. Şunu unutmasınlar, bu aziz millet beşli çeteden büyüktür.


Soru- Efendim kur garantisi için bankalarda yüklü parası olanlara 4 ayda ödenecek para ile 2 Çanakkale Köprüsü, 3 Osmangazi Köprüsü ve 4 Avrasya Tüneli’nin yapılabileceği konuşuluyor. Türkiye’nin parası bu kadar çok mu da bu tarz garantiler veriliyor değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Bir tek rakam söyleyeyim, bu yıl bu kadar gıda güvenliği sorunu yaşıyoruz. Programa, bütçeye tarım için konan desteğin miktarı 23 milyar lira. Sadece 3 ayda dövize endeksli mevduattan milletin sırtına binen yük 27 milyar lira. Bu yük giderek artacak. Kur böyle gitmeye devam ederse bu fahiş faizi ödeyebilmek için daha çok köprüden, daha fazla otoyoldan, daha fazla tünelden, bir sürü barajdan, bir sürü okuldan, bir sürü hastaneden vazgeçmek zorunda kalacağız. Çiftçimize, esnafımıza, milletimize bu sıkıntılı günlerde hak ettiği destekleri de veremeyeceğiz. Bu yapılan sadece hesapsız kitapsız iş değildir. Bu net bir tercihtir. Saray parası olanı, zengini sevmektedir. Fukaranın ekmeğinden aldığı vergiyle bankalara kıyak çekmekte, milletin vergisini zenginin kasasına transfer etmektedir.


Soru- Efendim günlük 45 bin araç garantisi verilen 1915 Çanakkale Köprüsü’nden dün geçen araç sayısını Ulaştırma Bakanı 6 bin olarak açıkladı. “Çanakkale köprüsünden o kadar araç geçer mi diyorlar. E zamanı geldiğinde geçecektir tabi sayılara takılmamak lazım” dedi. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bakan şecaat arz edeyim demiş ama sirkatin söylemiş. Sarayın matematikten, fizibiliteden, planlamadan ne anladığını göstermiş. Asıl amaçlarının milletin kesesinden yandaşın kasasına, köprü, yol, tünel döşemek olduğunu itiraf etmiş. Bakanın takılmayın dediği sayılar bu ülkede fukaranın ekmek alırken ödediği vergidir, su alırken ödediği vergidir, bebek maması alırken ödediği vergidir. Tüyü bitmedik yetimin hakkıdır. Bugün bu ülkede millet açtır, aç. Emeklilerimiz, emekçilerimiz, dar gelirlerimiz ekmeği üç kuruş ucuza almak için kuyruklardadır. Vatandaş patatesin, soğanın, yağın ucuzunu bulabilmek için market market dolaşmaktadır. Tarlada buğday yok, değirmende ucuz un yok, fırında ucuz ekmek yok. Bu ülkeyi bu hale getirenlerde de maalesef utanma duygusu yok. Atalarımızın güzel bir sözü var ‘Başını acemi berbere teslim eden cebinden pamuğu eksik etmesin’. Bunların elinde milletimizin düşürüldüğü hal bu.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar.