Eğip Bükmeye Gerek Yok: Türkiye’de Serbest Kambiyo Rejimi Kalmadı

27.06.2022

CHP Sözcüsü Öztrak, Hükümetin serbest kambiyo rejiminde her gün bir başka delik açtığını, yapılan son düzenlemeyle şirketlerin döviz varlıklarının Türk Lirası karşılığının 15 milyon lirayı aşması durumunda, bankaların bu şirketlere yeni ticari kredi vermemelerinin düzenlendiğini belirterek, “Bu, tüm ticari hayata yönelik açık bir tehdit. Göz korkutma. Böyle giderse çok yakında; ‘Eller yukarı! Ya canınızı, ya dövizinizi’ diyecekler” diye konuştu.


Düzenleme çerçevesinde, bankalardan kredi kullanan firmaların her ay hazırlatacağı bağımsız denetim raporlarını bankalara ibraz etmek zorunda olduğunu belirterek, “Bankalara da şirket polisliği görevi vermişler. Bankalar şirketleri izleyecek. Bu düzenlemeye uymayanları, BDDK’ya şikâyet edecek. Soruyorum hakikaten siz üretimi, ihracatı böyle mi arttırmayı düşünüyorsunuz? Döviz rezervlerini böyle mi güçlendirmeyi düşünüyorsunuz? Büyümeyi böyle mi sağlayabileceğinizi zannediyorsunuz?” diye sordu.


Kambiyo rejimine yönelik düzenlemelerin BDDK’ya, bir kredi düzenlemesiymiş gibi yaptırıldığına dikkat çeken Öztrak, “BDDK bu kararları alamaz. Bu iş, Hazine ve Maliye Bakanlığının işi… Bu yapılan yetki aşımıdır. Hazine’nin işini Hazine, BDDK’nın işini BDDK yapmalıdır. Bunları yapanları kriz döneminde Hazine Müsteşarlığı yapmış biri olarak uyarıyorum: Devlet kurumlarına yaptırdığınız, bu yetki aşımlarını, bu saçma sapan kararları gören vatandaşlar panikleyebilirler, tehlikeli işlere kalkışırlar. Durduk yere, bir de bankacılık krizini tetiklerseniz, bunun hesabını veremezsiniz. BDDK da bunun altından kalkamaz” uyarısında bulundu.


Görevi bankacılıkta istikrarı sağlamak olan BDDK’nın istikrarsızlığı arttıracak işler yaptığını söyleyen Öztrak, “Hiç eğip, bükmeye gerek yok. Türkiye’de serbest kambiyo rejimi artık kalmamıştır” dedi.


CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:


Merkez Yönetim Kurulu toplantımız, devam ediyor. Türkiye’nin sorunları her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Ancak Hükümet bunları, ayakları yere basan, milleti rahatlatacak önlemler alarak çözmek yerine, yamayla, aspirin tedavisiyle geçiştirmeye çalışıyor. Ekonomide riskler her gün artıyor. Yönetime güven bitti. Ekonominin dayanma gücü, dışarıdan gelen şoklara karşı her gün azalıyor. Pahalılık milletimizi ezip geçiyor. Büyük bir cehalet, büyük bir akılsızlık, büyük bir beceriksizlik, ülkede yaşanan buhranı ağırlaştırıyor.


EKONOMİ KEYFİLİK KALDIRMAZ

İslam âleminin Büyük Mütefekkiri İbn-i Haldun, bir ülkede yönetimlerin çöküş emarelerini şöyle sıralıyor: Yöneticilerin bireysel zenginleşmeye gitmesi. Yöneticilerin aykırı seslere tahammüllü olmaması, baskı ve şiddeti yönetim biçimi olarak görmesi, ehil olmayanlara iş verilmesi… Vergilerin yükseltilmesi. Ekonomide keyfi uygulamaların artması, ekonominin bozulması. Halka haksız işler yüklenmesi. Bugün ülkemizde tüm bu emarelere, birer birer şahitlik ediyoruz. Ekonomide her gün, bilimden ve akıldan azade, keyfi kararlar alınıyor. Halkımıza, iş insanlarımıza haksız işler yükleniyor. Oysa ekonomi keyfiliği kaldırmaz. Kural ister. Güven ister. Öngörülebilirlik ister. İstikrar ister. Ama Türkiye’de bu ucube rejimle beraber, kural kalmadı. İktidar oyun içinde ikide bir de kural değiştiriyor. Öngörülebilirlik yok. Güven yok. İstikrar yok. İş yok, aş yok. Sadece hayat pahalılığı var.


SARAY EKONOMİ ARABASININ MOTORUNU ŞANZIMANINI DAĞITIYOR

Erdoğan Şahsım Hükümeti, “Faiz sebep, enflasyon netice” diye bir safsatayı ispat etme peşinde, insanlarımızın aşına, işine, ekmeğine kan doğruyor. Ekonomi yönetilmiyor, savruluyor. Faiz, ekonomide önemli bir göstergedir. Ekonomiyi bir arabaya benzetirsek, faiz arabanın hararet lambasına benzer. Ekonomide risk ve belirsizlikler yüksekse, ekonominin harareti yüksekse, faiz lambası yanıp sönmeye başlar. Basiretli bir yönetici, faizler yükseldiğinde, ekonomideki riskleri azaltacak, öngörülebilirliği artıracak, harareti azaltacak tedbirleri derhal alır. Basiretsizlik ve liyakatsizlik yanında, kibirle de malul, her şeyi kendi bildiğini sanan bir otokrat ise, emirle faizi düşürebileceğini sanır. Ama yapabildiği tek şey hararet lambasını bozmaktır. Buna tepki veren ilk gösterge, döviz kurları olur. Milli para pul olmaya başlar. Bunu gören tasarruf sahipleri, birikimlerini ve satın alma güçlerini korumak için, dövize koşar. Döviz kurları da arabanın yağ göstergesine benzer. Kurun hızla artması, yağın yanarak bittiğini, aracın motor yakmak üzere olduğunu gösterir. Kibirli yönetici arabayı tamirhaneye çekmek yerine, bu seferde yağ ikaz lambasını iptal eder. Ya sağdan soldan döviz almak için bin bir takla atar, ya da zorla milletin elindeki dövize el koymaya kalkar. Ama sonunda motor, şanzıman hepsi birden dağılır. Araba hurdaya çıkar. Bugün Türkiye’de olan tam da budur.


SERBEST KAMBİYO REJİMİNDE HER GÜN BİR DELİK AÇILIYOR

Sarayın kibirlisi aldığı kararlarla ülkede döviz bırakmamıştır. Güya milli para değer yitirince, ihracat artacak, har vurup harman savurduğu döviz rezervleri geri gelecekti. Döviz bol olunca da TL yeniden değerlenecekti. Ama tam tersi oldu. Araba yağ yakmaya, rezervler hızla azalmaya devam etti. İşler beklediği gibi gitmeyen sarayın kibirlisi, şimdilerde milletin elinde kalan son dövizlere de göz dikti, bu dövizlere el koymak için her gün bir kural çıkarıyor. Rahmetli Özal zamanında geçtiğimiz serbest kambiyo rejiminde, gün geçmiyor ki bir başka delik açılmasın.


6 AYDA ARKA KAPIDAN 60 MİLYAR DOLAR SATILDI

Kendilerine bırakılan oyun alanları, tek adamın emriyle, her gün biraz daha daralan iş insanları artık, “Verelim anahtarı, gelsin fabrikalarımızı hükümet yönetsin” demeye başladı. Türkiye ekonomisi her geçen gün, rekabetçi piyasa ekonomisinden uzaklaşıyor. Merkez Bankası kasasındaki 128 milyar doları, arka kapıdan, gizli, saklı satıp bitiren Erdoğan Şahsım Hükümeti, bugün bunun bedelini millete ödetiyor. Erdoğan önce paramızı pul etti. Milleti pahalılığa mahkûm etti. Döviz kurunu elden kaçırdı, ondan sonra Dövize Çevrilebilir Mevduattan bozma Kur Korumalı Mevduat getirdi. Bankaların ödeyeceği faizi dövize endeksledi, Hazine’yi de buna kefil yaptı. Mevduat sahiplerine dövizlerini sattırmaya çalıştı ama olmadı. İhracatçının döviz gelirlerine el koydu. Milletten bu şekilde topladıkları dövizleri de, yine Merkez Bankası’nın arka kapısından satıp bitirdi. Son 6 ayda, arka kapıdan satılan dövizler, 60 milyar doları buldu.


AYNI ŞEYLERİ YAPIP FARKLI SONUÇ BEKLİYORLAR

Albert Einstein: “Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp, farklı sonuçlar beklemek aptallıktır” diyor. Ama şahsım hükümeti, aynı şeyleri yapmakta ısrarcı… Piyasa nizamını, kambiyo rejimini param parça ediyor, milleti döviz satmaya zorlayıp, aldıkları her dövizi de satıp, farklı bir sonuç bekliyor.


SIRA ŞİRKETLERE ZORLA DÖVİZ SATTIRMAYA GELDİ

Şimdi de sıra “Dövizin varsa kredi kullanamazsınız ha!” diyerek, şirketlere zorla döviz sattırmaya geldi. Yaptıkları son düzenlemeye göre, şirketlerin döviz varlıklarının Türk Lirası karşılığı, 15 milyon lirayı aşarsa, bankalar bunlara yeni ticari kredi vermeyecek. 15 milyon lira, bugünkü dolar kuruyla, 900 bin dolar bile değil. Saray, şirketlerin tasarruf hesaplarında 900 bin dolar tutmasına bile, göz dikecek noktaya gelmiş. Bu, tüm ticari hayata yönelik açık bir tehdit. Göz korkutma. Böyle giderse çok yakında; “Eller yukarı! Ya canınızı, ya dövizinizi” diyecekler.


BANKALARA ŞİRKET POLİSLİĞİ GÖREVİ VERMİŞLER

Bankalardan kredi kullanan firmalar, bu düzenleme kapsamına girsin, girmesin, her ay hazırlatacağı bağımsız denetim raporlarını bankalara ibraz etmek zorunda… Bu, şirketlerin sırtına yeni bir maliyet yüklemek demek. Bu arada bankalara da şirket polisliği görevi vermişler. Bankalar şirketleri izleyecek. Bu düzenlemeye uymayanları, BDDK’ya şikâyet edecek. Ya soruyorum hakikaten siz üretimi, ihracatı böyle mi arttırmayı düşünüyorsunuz? Döviz rezervlerini böyle mi güçlendirmeyi düşünüyorsunuz? Büyümeyi böyle mi sağlayabileceğinizi zannediyorsunuz?


DAMAT GALİBA HAKLIYMIŞ: AT İZİ, İT İZİNE KARIŞTI

Yani insan hakikaten şunu söylüyor, Damat galiba haklıymış: “At izi it izine karıştı.” Hem milletin serbestçe döviz tutmasına kısıt getirip, kambiyo rejimiyle oynayacaksınız, hem de bunu kitabına uydurmak, gizlemek için işi BDDK’ya, bir kredi düzenlemesiymiş gibi yaptıracaksınız. Ne zamandan beri kambiyo rejimiyle ilgili bir kararları BDDK alıyor? BDDK bu kararları alamaz. Bu iş, Hazine ve Maliye Bakanlığının işi… Bu yapılan yetki aşımıdır. Hazinenin işini Hazine, BDDK’nın işini BDDK yapmalıdır. Bunları yapanları kriz döneminde Hazine Müsteşarlığı yapmış biri olarak uyarıyorum: Devlet kurumlarına yaptırdığınız, bu yetki aşımlarını, bu saçma sapan kararları gören vatandaşlar panikleyebilirler, tehlikeli işlere kalkışırlar. Durduk yere, bir de bankacılık krizini tetiklerseniz, bunun hesabını veremezsiniz. BDDK da bunun altından kalkamaz.


EĞİP BÜKMEYE GEREK YOK: SERBEST KAMBİYO REJİMİ ARTIK KALMADI

Görevi bankacılıkta istikrarı sağlamak ama istikrarsızlığı arttıracak işler yapıyor. Hiç eğip, bükmeye gerek yok. Türkiye’de serbest kambiyo rejimi artık kalmamıştır. Tüm bu saçmalıkları yapan Saray, Meclis’ten daha yeni, İstanbul Finans Merkezi yasasını geçirdi. Ya bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Kim kumanda ekonomisiyle yönetilen bir ülkeye gelip, onun Finans Merkezine yatırım yapar?


EL KOYDUKLARI DÖVİZLER DE BİTİNCE NE YAPACAKLAR

Bugün firmalara zorla sattırdıkları dövizler nedeniyle, belki kur bir parça düşüyor. Ama el koydukları bu dövizler de bitince, ne yapacaklar? Şirketler acil döviz ihtiyacını nasıl giderecek? Bunun sonucunda döviz tezgâh altına inerse, yurt dışına kaçarsa ne olacak? “Ben dayanabildiğim kadar dayanayım, benden sonra tufan” diyerek, bu işi götürebileceklerini mi zannediyorlar? Döviz akışı aniden biterse, ticari hayat ülkede birden durursa, ticaret ve üretim zincirleri dağılırsa, pahalılık daha da azarsa, milletimiz bu yükün altından nasıl kalkacak?


GİDERAYAK EKONOMİYİ DURDURMAYIN

Sarayı bir kez daha uyarıyoruz. Aklınızı başınıza alın. Giderayak ekonomiyi durdurmayın. Zulmünüzü katmerli hale getirmeyin. Sonra en başta bunun altında sandıkta siz kalırsınız.


6 AY ÖNCE, 6 AY SONRA…

İşi ehline vermemek, zulmün en büyüğüdür. Bundan tam 6 ay önce, 27 Aralık 2021’de, Nebati Bakan çıktı, “Bir uyuyun, altı ay sonra uyanın, Türkiye’de çok farklı noktalara gideceğiz” dedi. Nebati Bakanın 6 aylık uykusu, bu ülkeye çok şeye mal oldu. 6 ay önce, 11 lira 69 kuruş olan benzin; bugün 27 lira 38 kuruş. 11 lira 54 kuruş olan mazot;bugün 30 lira 10 kuruş. 6 ay önce, dolar kuru 11 lira 52 kuruştu. Bugün 16 lira 54 kuruş. Avro kuru 13 lira 23 kuruştu. Şimdi, 17 lira 50 kuruş. 6 ay önce; 12 kiloluk mutfak tüpü 218 liraydı. Bugün, 335 lira. 6 ay önce; 200 lira ile aldığınız mal ve hizmeti, bugün alayım deseniz, cebinizde 271 lira olması gerek. 6 ay önce; tüketici enflasyonu yüzde 36 idi. Şimdi yüzde 74. Üretici enflasyonu yüzde 80’di. Şimdi yüzde 132. Bunlar da TÜİK’in ağır makyajlı rakamlarıyla. 6 ay önce, enflasyonu ve krizi inkâr edip, milleti “şükürsüzlükle” suçluyorlardı. Şimdi kendileri “şükürsüzlüğe” düştü. “Enflasyon sebep, ek bütçe netice” diyerek, 2022 bütçesi kadar bir bütçeyi daha getirdiler. 2022 bütçesinin ömrü 6 ay bile sürmedi. 6 ay önce, “Bütçeden faiz lobilerine 240 milyar lira vereceğiz” diyorlardı. Şimdi onun üstüne bir 90 milyar daha koydular. 6 ay önce, Nebati Bakan “Kur Korumalı Mevduattan, Hazine’nin sırtına tek kuruş binmeyecek” diyordu. Bugün vazgeçtikleri vergilerle birlikte Hazine’nin sırtına 31 milyar liralık yük bindirdiler. Bir de getirdikleri ek bütçeyle, KKM için 40 milyar liralık ilave ek ödenek istediler. 6 ay önce, milletimiz çıkma meyve sebze ne demek bilmiyordu. Şimdi çıkma sebze, meyveyi öğrendik, tüm Türkiye öğrendi. 6 ay önce, piyasada boş baklava, boş tost, boş dürüm yoktu. Şimdi milletimiz boş baklavayı, boş tostu, boş dürümü öğrendi. 6 ay önce, “15 Temmuz’un finansörü” dedikleri Birleşik Arap Emirlikleri’yle, “Kaşıkçının katili” dedikleri Suudi Arabistanlı Veliaht Prensle küstüler. Şimdi üç beş kuruşluk SWAP hatırına, hepsiyle barıştılar. Ülkemizin itibarını da bu arada üç paralık ettiler. 6 ay boyunca, Saray ve şürekâsı keyifle mışıl mışıl uyudular. Ama millette uyuyacak hal bırakmadılar.


ÖNCE EKMEK BOZULDU, SONRA HER ŞEY…

Ünlü bir yazarımızın dediği gibi önce ekmekler bozuldu. Sonra her şey… Bu ucube rejimin hayata geçmesinden bu yana, ekmek fiyatı ikiye katlandı. Her gün bir başka şehrimizden, ekmeğe zam haberleri geliyor. Malatya’da ekmeğe zam. Kocaeli’nde ekmek ve simide 1 Temmuz’dan itibaren zam. Afyon’da ekmeğe zam. Elazığ’da ekmeğe ve ulaşıma zam. Kayseri’de ekmeğe yüzde 40 zam. Rize’de ekmeğe zam. Konya’da ucuz ekmek kuyruğu…


MİLLETİ BÖLDÜ, AÇLIK VE SEFALETTE BİRLEŞTİRDİ

Sarayın beceriksizlikleri İzmir’i nasıl vuruyorsa, Rize’yi de öyle vuruyor. Edirne’yi nasıl vuruyorsa, Konya’yı da, Kars’ı da öyle vuruyor. Tencereler, Çankırı’da da boş; İstanbul’da da, Ankara’da da boş… Bu Hükümet milletimizi bölüp parçalarken, yokluk, açlık ve sefalette birleştirdi. Hayat pahalılığı, yokluk öyle bir noktadaki, bu ülkenin vatandaşları artık, faturasını, kirasını ödemek için evindeki eşyaları satar oldu. Minibüs şoförü, akşama kadar topladığı parayı, akaryakıt istasyonuna bırakıp çıkıyor. Her gün bismillah deyip kontak çevirdiğinde, akşam evine ekmek götürebilecek miyim diye kara kara bunu düşünüyor. Pazarcı mazot masrafına yetişemediği için, satacağı yeşilliği ancak at arabasıyla pazara getirebiliyor ama atına vereceği arpanın bile 7,5 lira olduğunu da söylemeyi unutmuyor. “Bu halimize hem ağlarız, hem güleriz” diye dert yanıyor.


BİR AVUÇ MUDİYE MİLYARLAR VAR, EMEKLİYE PARA YOK

Önümüz Kurban Bayramı… Besi yeminin fiyatı, son bir yılda yüzde 128 artmış. Kurbanlık fiyatları uçmuş gitmiş. Pek çok mutfak, eti ancak bayramdan bayrama görüyordu. Bu yıl, kurban kesmek hiç ama hiç kolay olmayacak. Küçükbaşta 3-4 bin lira, büyükbaşta 60 bin liralara varan fiyatlar konuşuluyor. Ekmek alamayan insanlar, kurbanı nasıl alacak? Küçükbaş üreticileri de dertli, artan fiyatlar nedeniyle kışlık yem alamıyor. Sürüye koç salamıyor. Besici iş bırakma noktasına gelmiş. Emekli bırakın kurbanı, kuşa dönen ikramiyesiyle, “Torunuma bayram harçlığı acaba verebilecek miyim?” diye kara kara düşünüyor. Siz Kur Korumalı Mevduat için; bir avuç mudiye milyarlarca lirayı bulacaksınız ama emekliye hak ettiği bayram ikramiyesini “Para yok” diyerek vermeyeceksiniz.


BAYRAMDA MEMLEKETE GİTMEK MESELE, ÇAYA ŞEKER KOYMAK MESELE

Kurban demek, bir yandan da sevdiklerimizle bir araya gelmek demek. Memlekete gidip anamızın, babamızın elini öpmek bir hayır dua almak demek… Ama bu bayramda bu da çok zor olacak. Bu Hükümet elinde, sevdiklerimizle bir araya gelmek bile mümkün değil. İstanbul’dan, Gaziantep’e otobüs bileti ortalama 500 lira. Dört kişilik bir ailenin sadece memleketine gidiş-geliş yol masrafı 4 bin lira. Kurban kesmese de, bunun yemesi var, içmesi var, misafiri var. Misafire ikram edilecek tatlısı var. Hazır almayı geçtik, evde tatlı yapsanız şeker fiyatları uçup gitmiş. Mart ayındaki fahiş zamdan sonra, bir de şimdi şekere yüzde 67’ye varan zam geliyor.Çayın yanına bir şeker koymak, misafire bir tatlı yapmak bile, artık mesele oluyor.


VERECEĞİM DEDİKLERİ ZATEN MEMURUN HAKKI

Nebati Bakan, Teyyo Pehlivan tefrikaları anlatıyor. Çalışma Bakanı da ondan aşağı kalmıyor memur maaşlarında yapılacak zamma, sanki kendileri bir şey vermiş gibi zam üzerinden ahkâm kesiyor. Sayın Bakan, memurla sözleşme imzalamışsın. Enflasyon farkının üzerine, yılın ikinci yarısında yüzde 7 zam vereceğim demişsin, bunu taahhüt etmişsin. Bu zaten memurun hakkı… Yılın ilk 5 ayında TÜİK’in ağır makyajına rağmen, yüzde 35’in üzerinde enflasyon var. Bunun müsebbibi kim? Hükümet. Şimdi millete verdikleri zararı yarım yamalak telafi edecekler. Bununla hava atmaya kalkıyorlar. Bunların tek bildiği bir şey var o da yere düşseler bile, bir avuç toprak almadan yerden kalkmıyorlar.


LAFI ÇEVİRMEYİN, ENFLASYONUN ÜZERİNE NE VERECEKSİNİZ ONU SÖYLEYİN

Lafı eveleyip gevelemeyin, memura, emekliye, taahhüdünüzün üzerinde ne kadar zam vereceksiniz? Varsa bunu söyleyin. Asgari ücret ne olacak? Eseriniz enflasyon canavarı, asgari ücreti yedi bitirdi. Asgari ücret açlık sınırının altına düştü. Ülkede çalışanların yarısından fazlası, asgari ücret seviyesinde para kazanıyor. Milyonlarca asgari ücretliyi, enflasyona ezdirmemek için ne yapacaksınız? Temmuz’da asgari ücret ne olacak?


GELİR VERGİSİ DİLİMLERİ YENİDEN DÜZENLENMELİ

Buradan bir de çağrı ve uyarıda bulunalım. Gelir Vergisi dilimleri de, enflasyonla beraber güncelliğini yitirdi. Adaletsiz hale geldi. Memurlara enflasyon telafisi için verilen zamdan fazlası, vergiye gidecek. Çok acil bir güncelleme yapılması gerekiyor. Aksi takdirde memurun sağ cebine koyduğunuz hakkını, “Öde bakalım gelirinin vergisini” diyerek sol cebinden misliyle alacaksınız. Bu şekilde yapılacak bir maaş artışı, memuru kandırmaktan başka bir şey değil. Tekrar uyarıyoruz. Gelir Vergisi dilimleri, çalışanların alım gücü dikkate alınarak, yeniden düzenlenmelidir.


EKONOMİDE YENİ BİR HİKAYEYE İHTİYAÇ VAR, BUNU CHP VE ORTAKLARI YAPABİLİR

Adaleti korumak, hakkı korumaktır. Hakkı korumak, halkı korumaktır. Ama bu hükümetinin ne hakkı, ne de halkı koruyacak hali kalmamıştır. Metal yorgunluğuyla malul, kifayetsiz kadrolar ülkemizin ne ekonomik, ne de siyasi haklarını koruyabilecek durumdadır. Kovid-19 krizinden ve ardından Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra, ülkemiz için önemli ekonomik ve siyasi fırsatlar ortaya çıkmıştır. İşte dün Almanya’da devam eden G-7 zirvesinde, küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması ele alınmıştır. Ülkemiz eşsiz coğrafi konumu, genç nüfusu, dinamik iş dünyasıyla olağanüstü avantajlara sahiptir. Ama adaletin olmadığı, öngörülebilirliğin olmadığı, bugün yapılanın yarın bozulduğu, rekabetçi piyasa düzeninin işlemediği, güvenin sağlanamadığı bir ekonomiye, hiç kimse gelip yatırım yapmaz. Yapmıyor da zaten. Yabancı sermaye ülkemizden hızla çıkıyor. Türkiye’nin ekonomide mutlaka yeni bir hikâyeye ihtiyacı var. Bu hikâyenin de küresel gündemi yakalaması, küresel fırsatları değerlendirmesi, yeşil mutabakatı, dijital dönüşümü ve elbette “Sürdürülebilir kalkınma hedeflerini” dikkate alması gerekiyor. Ama mevcut hükümetin böyle bir hikâyeyi yazacak, ne takati ne de kifayeti var. Cumhuriyet Halk Partisi ve demokrasi aşığı ortakları, liyakatli kadrolarıyla, yazdıkları yepyeni bir hikâyeyi, milletimizin takdiriyle en kısa zamanda uygulamaya sandık geldikten sonra başlayacaktır.


NATO STRATEJİK KONSEPTİNDE TÜRKİYE’NİN ENDİŞELERİNİ GİDERECEK ÖNLEMLER OLMALI

Önümüzde bir başka fırsat penceresi daha vardır. Dünya jeopolitik dengelerindeki hızlı değişim ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvurusu, Türkiye’ye önemli bir avantaj sağlamıştır. Ama Erdoğan göstermelik birkaç teröristin, deport edilmesi halinde, NATO’nun genişlemesini kabul edecekmiş gibi bir izlenim veriyor. Oysa yarın Madrid’de NATO’nun önümüzdeki 10 yılını şekillendirecek, Stratejik Konsepti görüşülmeye başlanacak. Bu görüşmelerde Türkiye’yi masada temsil edecekler, ellerindeki pazarlık gücünü bu defa heba etmemelidirler. Tüm güvenlik endişelerimizi giderecek önlemleri, bu stratejik dokümana dâhil etmelidirler. Bizim bölgemizde teröre dair kaygılarımız, artık NATO’nun da kaygısı olmalıdır.


İKİ ADAY DEĞİL, İKİ ANLAYIŞ YARIŞACAK

Bir süredir şu gerçeğin altını çiziyoruz. Önümüzdeki seçim Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli seçimi olacak. Bu seçimde aslında iki aday değil, iki anlayış yarışacak. Bir tarafta otoriter, baskıcı bir yönetim anlayışı… Diğer tarafta demokratik, özgürlükçü bir yönetim anlayışı… Bir tarafta ucube bir tek adam rejimi… Diğer tarafta çoğulcu demokratik bir yönetim… Bir tarafta millete yukarıdan bakan, kibirli bir zihniyet… Diğer tarafta milleti kucaklayan, mütevazı bir anlayış… Bir tarafta sözlerini tutmayanlar, millete taahhütlerini yerine getirmeyenler… Diğer tarafta da sözünün eri olan, millete doğruları söyleyenler.


ÇAĞRIMIZ SİZE, KATILIN BİZE

Bizim çağrımız milletimize: “Ülkemizde hak, hukuk, adalet olsun” diyorsanız, bize katılın. “Sofralarımızda Halil İbrahim bereketi olsun” diyorsanız, bize katılın. “Hiçbir çocuk yatağa aç girmesin” diyorsanız, bize katılın. “Bu ülke dünyada ilk 10 ekonomi arasına girsin” diyorsanız, bize katılın. “Paramız pul olmasın, paramızın itibarı olsun” diyorsanız, bize katılın. “Gençlerimizin işi, gücü, umudu olsun, ev, araba sahibi olsun, ülkesinden kaçıp, gitmesin” diyorsanız, bize katılın. “Çiftçi tarlasını ekip, biçsin, kazansın” diyorsanız, bize katılın. “Esnaf faturalar altında ezilmesin, rahat bir nefes alsın” diyorsanız, bize katılın. “İş insanları rahat rahat üretsin, yatırım yapsın” diyorsanız, bize katılın. “Herkes önünü görebilsin, ülkede güven olsun” diyorsanız, bize katılın. “Hak eden, hak ettiğini alsın. Siyasi kayırmacılık son bulsun” diyorsanız, bize katılın. “Haramilerin saltanatını yıkacağız” diyorsanız, bize katılın. “Tüyü bitmedik yetimin hakkı yenmesin” diyorsanız, bize katılın. “Bayramlar, bayram tadında olsun. Dedeler, nineler torunlarına rahat rahat harçlık versin” diyorsanız, bize katılın. “Suriyeliler davul ve zurnayla evlerine dönsün” diyorsanız, bize katılın. “Şanla şerefle kurulmuş bu devletin vatandaşlığı, dolarla, avroyla satılmasın” diyorsanız, bize katılın. “Bu ülkenin taşı, toprağı, deresi, denizi talan edilmesin” diyorsanız, bize katılın. Bize katılın. Bu ülkenin aydınlık geleceğini birlikte inşa edelim. Kul hakkı yiyenlerden de hesabını soralım. Çağrımız size, katılın bize…

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi varsa sorularınızı alabilirim.


Soru- CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu ve eşiyle ilgili sosyal medyaya bazı kayıtlar yansıdı. Bir değerlendirmeniz olur mu?

Faik ÖZTRAK- Sayın Erdoğdu’nun kendisi ve partimiz açısından en doğru kararı vereceğine inanıyoruz.


Soru- Meclis’teki ek bütçe Türkiye’nin ekonomik sıkıntısına çözüm sunabilir mi? Erken seçim olduğu iddiası da var. Siz ne düşünüyorsunuz?

Faik ÖZTRAK- Bu ek bütçe aslında ülkede yaşanan enflasyonun itirafıdır. Hani enflasyon yok, hayat pahalılığı var deniyordu ya, bu ek bütçe devletin enflasyon nedeniyle geçinemediğinin göstergesidir. Türkiye ilk defa yılın ilk altı ayında bütçeyi tüketip ek bütçeye gitmek zorunda kalmıştır. Bu getirilen ek bütçede enflasyona, işsizliğe çözüm yoktur. Bu bütçede emekliye, emekçiye hiçbir şey yoktur. Bu ek bütçe faiz lobilerinin, saray ve saray beslemelerinin bütçesidir. Ek bütçeyle 90 milyar lira faize, 40 milyar lira da Kur Korumalı Mevduata tahsis edilirken milletimizin sırtına akaryakıttaki ÖTV’yle 47 milyar lira, motorlu taşıtlardaki ÖTV’yle 70 milyar lira daha yük yüklenmektedir.


Soru- Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın bugün Hatay il sınırından geçişine izin verilmedi. Bu konuda bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Gerçekten çok üzücü. Sayın Ümit Özdağ bir siyasi partinin Genel Başkanı. Bir siyasi partinin Genel Başkanının bir ilimizin sınırlarından içeri devlet memurları tarafından sokulmaması kabul edilemez. Bir de üstüne üstlük sıfatı ne olursa olsun atanmış memurların seçilmişlere, siyasi parti yöneticilerine had bildirmeye kalkması asla kabul edilemez. Bu ülkenin artık devlet aklıyla yönetilmesi zamanı gelmiştir. Bu ülkenin artık trol aklıyla yönetilmesine milletimizin tahammülü kalmamıştır. Bu yaşadıklarımız demokratik bir ülkenin standartlarına, anayasaya uymamaktadır.


Soru- Geçen hafta AK Parti grubu Çay Kanunu teklifi sundu. Bu teklif bir tepki yarattı. Daha sonra komisyonda görüşmeleri ertelendi. Bununla ilgili bir değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Faik ÖZTRAK- Türkiye’de çay üreticileri çok büyük sıkıntı içinde. Ancak Rizeli olmakla övünen ve 20 yıldır işbaşında olan Erdoğan her seçimden önce vadettiği halde kendi hemşerilerinin derdine derman olabilecek bir yasayı bir türlü çıkaramıyor. Öyle teklifler getiriyor ki, teklif bölgede infial uyandırıyor. Ondan sonra geri adım atmak zorunda kalıyorlar. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu bölgenin menfaatlerine uygun, üreticinin menfaatlerine uygun, onu memnun edecek bir kanun teklifine ihtiyaç olduğunu söylüyoruz. Bununla ilgili yasa tekliflerini de Meclis’e zaman zaman veriyoruz.

Buradan altını çizerek söyleyeyim, Genel Başkanımızın bu konuda çok özel bir hassasiyeti var. Öyle görünüyor ki, iktidara gelir gelmez bu düzenlemeyi yapmakta bize nasip olacak.

Evet, başka soru yok herhalde. Teşekkür ediyorum.