Önümüzdeki Seçimde Parti Devletiyle Yarışacağız

09.01.2023

CHP Sözcüsü Öztrak, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı imkânlarıyla seçim propagandasına başladığını belirterek, “Partili Cumhurbaşkanı bugün muhalefete olmayacak laflar ederken, Genel Kurmay Başkanı, partili Cumhurbaşkanına alkış tutuyor. Parti devleti budur. Önümüzdeki seçim sürecinde, parti devletiyle hangi şartlarda yarışacağımızın örnekleri artık bir bir ortaya dökülüyor” diye konuştu.

Erdoğan’ın “Pi-Pi-Pi” olarak ifade ettiği ve “Bütçeden tek kuruş çıkmadan yaptık” dediği Kamu-Özel İşbirliği projelerinin garantileri için 2022’de 2 milyar 195 milyon dolar ödendiğini kaydeden Öztrak, “Altı yılda bu projeleri yapan yandaşlara, milletin bütçesinden ödenen para ise 12 milyar dolar. Bu ödenen paralar, dört tane Yavuz Sultan Selim Köprüsü ya da 10 tane Avrasya Tüneli yapar. Veya Osmangazi Köprüsü dâhil, koskoca İstanbul-İzmir Otoyolu’nu yapar, üstüne de cebimize para kalır” ifadelerini kullandı.

Sözde yerlilik, millilik laflarını ağızlarından düşürmeyenlerin, bu projelerin garantilerini döviz cinsinden verdiğini anımsatan Öztrak, Erdoğan’ın hafta sonunda yaptığı “Müteahhitlere hesap soramazsınız, sıkar…” açıklamasıyla ilgili şunları söyledi:

“Erdoğan kimin Cumhurbaşkanı? Türkiye Cumhuriyetinin mi? Havuz müteahhitlerinin mi? Kimden taraf? Bu telaş neyin nesi? Neyin karın ağrısı? Çiğ yemeyenin karnı ağrımaz. Şeriatın kestiği parmak da acımaz. Biz iş başına gelir gelmez, kuracağımız Durum ve Hasar Tespit Komisyonu eliyle, tüm bu ‘Pi-Pi-Pi’ ihalelerini ciddi bir denetimden geçireceğiz. Yapılan sözleşmelere, sözleşme değişikliklerine bakacağız. Çiğ yiyen varsa, merak buyurmasın, hesabını adalet sorar.”

Geçen yıl 169 milyar lira nakit açığı veren Hazine’nin bunun karşılığında 437 milyar lira borçlanmaya gittiğine dikkat çeken Öztrak, “Hazine nakit açığı ile Hazine kasasına atılan para arasında 330 milyar lira fark var. Merkez Bankası’nda Hazine hesaplarında tutulan para ise 153 milyar lira. Aradaki 180 milyar liraya yakın para nerede? Anlaşılan vatandaşa değil de, yine arka kapıdan yandaşlara kamu bankaları eliyle kredi pompalanıyor” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün MYK gündemine ilişkin düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:


https://youtube.com/embed/s5DmAkp16JE


Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Bugün toplantımızda; devlet yönetiminin, toplumumuzun ve ekonomimizin çökertilen direklerini yeniden en güçlü şekilde, nasıl ayağa kaldıracağımızı değerlendirdik. Bu çerçevede; seçime giderken, hükümetin Belediye Başkanlarımıza yönelik komplolarını, milli iradeyi hiçe sayan pervasızlıklarını, buna karşı verilecek mücadeleyi de ele aldık. Türkiye’mizi önce feraha, sonra da refaha kavuşturacak adımları ve Altılı Masada yürütülen çalışmaları konuştuk. Altı Partinin Sayın Genel Başkanlarının, 30 Ocak 2023 tarihinde, kamuoyuyla paylaşacakları, Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme Geçiş Yol Haritasına ve Ortak Politikalar Mutabakat Metnine ilişkin süreç de gündem maddelerimizin arasındaydı. Otoriter, halktan kopuk yönetim anlayışını sandıkta değiştirmek, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılını, gerçek bir demokrasiyle taçlandırmak bakımından, bu sürecin önemini, Merkez Yönetim Kurulumuzda bir kere daha teyit ettik.

KONTROLSÜZ GÜÇ, GÜÇ DEĞİL YIKIMDIR

Kontrolsüz güç, güç değildir. Kontrolsüz güç yıkımdır, kontrolsüz güç kargaşadır, kontrolsüz güç istikrarsızlıktır. Türkiye tüm bu hakikatleri, 2014’ten bu yana yaşayarak tecrübe etmiştir. Türkiye’nin son normal seçimi, 7 Haziran 2015 seçimleri oldu. Seçime giderken; “400 milletvekilini verin, bu iş huzur içinde çözülsün” diyenler, milletten o gün istediğini alamayınca, memlekette ne huzur bıraktı, ne de istikrar… O gün bugündür, ülkemizde krizler, kaoslar eksik olmadı. Her kriz, her kaos, Erdoğan Şahsım rejiminin inşası için lütuf kabul edildi. 1 Kasım 2015 seçimlerine, patlayan silahların ve bombaların gölgesinde gidildi.

AYNI MAKLUBEYİ AVUÇLADILAR

Ardından, 15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi geldi. Erdoğan’la aynı yollarda yürüyüp, aynı yağmurda ıslanan, aynı maklubeyi avuçlayanlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombaladı. Erdoğan bu bombaları da “Allah’ın lütfu” kabul etti, ilan ettiği OHAL’le, ucube yönetim sisteminin ön provasını yaptı. OHAL şartlarında ülkeyi götürdüğü Nisan 2017 referandumu, Yüksek Seçim Kurulu destekli mühürsüz oy pusulalarıyla, ucube rejime giden yolun taşlarını döşedi. Ucube Şahsım Yönetim Sistemine, 2018’de işte böyle geçildi. 2019 Mahalli İdare Seçimlerinde ise, demokrasimize, doğrudan Yüksek Seçim Kurulu eliyle darbe vuruldu. Tüm yetkileri tek bir kişide toplayan, istişare ve devlet aklını yok eden, yönetimde denge ve denetimi bitiren, liyakat yerine sadakati öne çıkaran bu ucube sistem; devlette yönetim krizini daha da derinleştirdi.

PİYASALARA KELEPÇE VURDULAR

Sadece devlette yönetim krizleri değil, Saray mamulü ekonomik krizlerin de, ardı arkası kesilmedi. Kuralsızlık, hesapsızlık devlet yönetiminden, ekonomi yönetimine sirayet etti. Merkez Bankası’nın 128 milyar doları, hesapsız, kitapsız arka kapı operasyonlarıyla satıldı. “Ben ekonomistim” diye böbürlenen, Sarayın kibirlisi, kimseyle istişare etmeden, kimseye danışmadan, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasıyla, 85 milyonun geleceğini kararttı. İşler kontrolden çıkınca, kontrolsüz güç isteyenler, para, sermaye, döviz ve kredi piyasalarına kelepçe üzerine kelepçe vurdular. Mal piyasalarında da tanzim satışlar, fiyat kontrolleri ve narh uygulamalarına başvurdular. Piyasa diye bir şey bırakmadılar. Kumanda ekonomisine geçtiler. Ekonomiyi olağanüstü kırılganlaştırdılar.

ADALET HALKIN EKMEĞİ

Bertold Brecht; “Adalet, halkın ekmeğidir” derken, ne kadar doğru söylemiş. Devletin adalet direğini çökertenler, toplumun orta direğini de çökerttiler. Orta direğin elinden ekmeğini çaldılar. Orta direk; devlet dairesinde memurdur. Fabrikada işçidir. Dükkânda esnaftır. Kahvede emeklidir. Bu ucube yönetim sisteminde ülkemizin orta direği; hayat kavgasını bıraktı. Hayatta kalma kavgasına başladı. Ucube Şahsım Yönetim sisteminde ülkemizde adalet bitti. Emekçinin, emeklinin, esnafın sofrasındaki ekmek de, Saray yanaşmalarının sofralarına gitti. Erdoğan’ın, “Ben alışılmış bir Cumhurbaşkanı olmayacağım” dediği, 2014’ten bu yana; milletimizin geliri 150 milyar dolar eridi. Her bir vatandaşımızın geliri 3 bin 97 dolar düştü. Böylece ne kadar alışılmamış bir Cumhurbaşkanı olduğunu da, cümle âleme ispatladı.

İKİ KERE İKİ KAÇ EDER

Şimdi bu Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı. Erdoğan’ın “alışılmamış” Cumhurbaşkanlığında, memur, işçi ürettiği refahtan pay alamadı. Bıraktık refahtan pay almalarını, kamu emekçilerinin gelirleri enflasyon karşısında bile tutunamadı. İşte bu programda tablo var. Tablo 2. Romen 2/56. 2013’ten sonra, kamu işçilerinin ücretleri, reel olarak yüzde 11 gerilemiş. Bunu biz demiyoruz bu tablo söylüyor. Bunun altında Erdoğan’ın imzası var. Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı, sayfa 244. Bunlar da Tayyip Erdoğan’ı Üzmeyen İstatistik Kurumu’nun, açıkladığı enflasyon rakamlarıyla hesaplanmış. Meşhur fıkradır. Kayseriliye sormuşlar, “İki kere iki kaç eder” diye, Kayserili de “Alırken mi, satarken mi?” demiş. Bunların ki de tam bu hesap… TÜİK’e sormuşlar, “Enflasyon kaç?” diye, TÜİK de “Vergiye yapılacak zammı hesaplarken mi, memur maaşına yapılacak zammı hesaplarken mi?” demiş. Memur maaşlarına, emekli aylıklarına, Sayın Genel Başkanımızın da zorlamasıyla, iki taksitte yüzde 30 zam yaptılar. Buna da “müjde” dediler, övündüler, şişindiler. Yüzde 30 maaş ve aylık zammına “müjde” diyenler bu sefer trafik cezalarına, pasaport harçlarına yüzde 123, doğalgaz hizmet bedeline yüzde 84, özel okul ücretlerine yüzde 65 zam yaparken, hiç utanmadılar. İşte en son alkollü içeceklere yapılan zamlar, artık milleti yıldırma ve zulüm noktasına geldi. Devlet, bir hayat tarzını kuşatamaz. Taciz edemez, rahatsız edemez. Devlet her hayat tarzını korur. Ama bu ucube rejimin böyle bir derdi yok. Bunlar hala zulümle abat olmaya kalkıyorlar.

DOKTORUN MAAŞI YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA

Bugün ülkemizde dört kişilik bir ailenin, yoksulluk sınırı 26 bin 485 lira… Ama kamuda çalışan; bir uzman hekimin maaşı 20 bin 774 lira. Hemşirenin maaşı 14 bin 638 lira. Şube Müdürünün maaşı 16 bin 876 lira. Bir baş komiserin maaşı 18 bin 630 lira. Polis memurunun maaşı 17 bin 71 lira. Öğretmenin maaşı 13 bin 61 lira. Ve aile ödeneği dâhil, en düşük memur maaşı 11 bin 848 lira. Polisi, öğretmeni, doktoru, hemşiresi, milyonlarca devlet memuru ve onların aileleri, bu ucube rejim elinde yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkum ediliyor. Sarayın sarı memur sendikası, yüzde 25 zamma fit olup, bu zammı ayakta alkışlarken, diğer memur sendikaları, yüzde 30’luk maaş zammını protesto etmek için, iş bırakıp, meydanlara iniyor. Memurlarımız, “Yüzde 25’ten yüzde 30’a, yüzde 5 ek zam ancak iki kilo peynir parası” diyerek, düşürüldükleri duruma isyan ediyorlar.

GIDA FİYATLARI DÜNYADA DÜŞÜYOR, TÜRKİYE’DE ARTIYOR

Bugün Türkiye’de, işçisi, memuru, esnafı, emeklisi, milyonlarca orta direk ailesi, büyük bir beslenme ve barınma kriziyle karşı karşıya… Bu iki kriz bir araya gelerek, mengene gibi milletimizi sıkıştırıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre dünyada gıda fiyatları, son bir yılda yüzde 1 gerilemiş. Ama aynı dönemde bizdeki gıda fiyatları yüzde 77 artmış. Bu da TÜİK marketlerindeki makyajlı etiketlere göre… Bu kış çok kurak geçiyor. Ocak ayındayız. Ama ortada kar da yok, yağmur da yok. Korkunç bir kuraklık kapıda… Ve tarım devriminin yaşandığı topraklarımızda, yokluğun yanında, açlığı konuşmaya başladık.

ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİMDE BU PARTİ DEVLETİYLE YARIŞACAĞIZ

AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanlığı imkânlarını kullanarak, tüm televizyonlarda canlı yayınlanan, seçim propagandası yapıyor. Vıcık vıcık yalakalık kokan senaryolar oynanıyor. Besici bir kadın yurttaşımız çıkarılıyor, birden bire diyor ki, “70 hayvanım vardı, yem fiyatları yükselince sattım, şu an 46 hayvanım kaldı…” diyor. “Bir bardak çay beş lira, bir kilo süt on lira… Bu işin altından kalkamıyoruz” diye dert yanıyor. Ortalık buz kesiyor. Ama kibir abidesi, bunları iyi bir şey sanıyor. Oralı bile olmuyor. Kadın üreticinin süt ineklerine gözünü dikmiş, Atama Bakanına, “Sana kesecek hayvan buldum” diyor. Sonra da durumu anlıyor, kibre kapılıp, cebinden vermiş gibi “O inekleri sana kim verdi?” diyerek, devletin verdiği desteği, üreticinin kafasına kakıyor. Aynı programda devlet üniversitesine, kendi atadığı kadın üniversite rektörü çıkıyor, AK Parti Genel Başkanına, rektörlük makamına hiç yakışmayacak bir şekilde, güzellemeler yapıyor. Bir başka öğretim üyesi, “Davamız” diyerek, AK Parti Genel Başkanına Sezai Karakoç’tan, şiirler okuyor. Bugün de bir benzerini gördük… Partili Cumhurbaşkanı muhalefete olmayacak laflar ederken, Genel Kurmay Başkanı, partili Cumhurbaşkanına alkış tutuyor. Parti devleti budur. Parti devleti itaatkar memurları eliyle iş görür. Önümüzdeki seçim sürecinde, parti devletiyle hangi şartlarda yarışacağımızın örnekleri artık bir bir ortaya dökülüyor. Parti devletinde, memurunu itaatkâr hale getirirsin, ama dün televizyonlara çıkan besici vatandaşımız gibi vatandaş susmaz. Senin ne yaptığını görür, notunu da verir.

20 YILIN SONUNDA MİLLETİMİZ BAŞINI SOKACAK EV BULAMIYOR

Bu ucube yönetim sistemi, millete ciddi bir barınma krizi de yaşatıyor. Orta direğin bir ev, bir de araba sahibi olması, zaten artık hayal oldu. Ev almayı geçtik, kiralık konut bulmak bile mesele oldu. İstanbul Kadıköy’de bir mahalle muhtarı, ödeyebileceği kiraya, oturacağı evi bulamamış, “Gerekirse çadır kurarım, mahallemi terk etmem” diye feryat ediyor. Bugün İstanbul’da 120 metrekarelik bir evin kirası, 11 bin 280 lira 2022 sonu. 2018’de bu ne kadardı? 1800 liraydı. İstanbul’da kiralar 4 yılda 5 kattan fazla artmış. Kamu görevlileri, memurlar “Ya tayinim İstanbul’a çıkarsa?” diye, kara kara düşünüyor. İstanbul’un adı, sürgün yeri oldu. Zamlı asgari ücret 8 bin 506 lira. 120 metrekarelik evin kirası, 11 bin 280 lira. Asgari ücret ev kirasına bile yetmiyor. Bundan daha fazla söze gerek var mı bilmiyorum. Yine son dört yılda, 120 metrekarelik ortalama bir evin kirası; Ankara’da 960 liradan, 5 bin 400 liraya, İzmir’de 1560 liradan, 7 bin 800 liraya, Adana’da 840 liradan, 4 bin 800 liraya çıkmış. Antalya gibi, kiraların son 4 yılda, 12’ye katlandığı şehirlerimizi saymıyorum bile… 20 yıldır bu ülkeyi yönetenler, her seçim öncesinde Toplu Konut Projeleri açıklıyorlar. Ama öyle gözüküyor ki, sadece konuşuyorlar... 20 yılın sonunda milletimiz hala başını sokacak ev bulamıyorsa bunun sorumlusu kim? Elbette bugün ülkeyi yöneten şahsım hükümeti…

BU KAMPANYA ALMANYA’NIN ORTA DİREĞİ İÇİN Mİ?

İşte yine seçim öncesi güya orta direk için, konut kampanyası başlattılar. Kampanyada; kredi var, konut var, ama “orta direk” yok. Kampanya kapsamında, bankadan 4 milyonluk kredi çekilse, aylık kredi taksiti 38 bin 875 lira. Ondan sonra bakan çıkıyor diyor ki, “Taksitler Hane Halkı Gelirinin, yüzde 40’ını geçmeyecek şekilde belirleniyor” diyor. Şimdi bu tarife göre, 38 bin 875 lira ödeyecek bir ailenin, aylık geliri 97 bin 188 lira olmalı. Şimdi ben buradan soruyorum, siz bu konutları Allah aşkına İsviçre’nin, Almanya’nın, Fransa’nın orta direği için mi yapıyorsunuz? Türkiye’de aylık geliri 97 bin 188 lira olan, orta direk bir aile mi bıraktınız? Bir söyleyiverin bakalım, bunu ödeyip ev alabilecek kaç orta direk ailesi var memlekette? Hep aynı hikâye… Pansuman ve aspirinle algıyı yönet… Sonra da bırak işi yapma… “Bunlar milletin sesini duymuyor, halini görmüyor” diye, biz boşuna demiyoruz. Şimdi seçim öncesi yaptıkları her iş, yine göz boyama ve algıyla oynama…

YANDAŞLARA YİNE KAMU BANKALARI ELİYLE KREDİ POMPALANIYOR

Ucube Şahsım Yönetiminde, millete vurulan bir başka pranga da, şahlanan borçlar… Geçen yıl Hazine 169 milyar lira nakit açığı vermiş. Bunun karşılığında da, 437 milyar lira borçlanmaya gitmiş. Hazine nakit açığıyla, hazine kasasına atılan para arasında, 330 milyar lira fark var. Merkez Bankası’nda Hazine hesaplarında tutulan para 153 milyar lira. Şimdi aradaki 180 milyar liraya yakın para nerede? Anlaşılan vatandaşa değil de, yine arka kapıdan yandaşlara kamu bankaları eliyle kredi pompalanıyor.

MEZARDA DA HUZUR YOK: BİR MEZAR YERİNE 48 HACİZ

Ama sadece devletin değil, vatandaşların ve şirketlerin borçları da hızla artıyor. Son 5 yılda, finansal kesim hariç ülkemizin borcu üçe katlanarak, 12 trilyon lirayı aştı. Vatandaşların kredi kartı borcu son bir yılda yüzde 113 artarak, 447 milyar liraya ulaştı. Ödenmediği için takibe düşen krediler 160 milyar lirayı aşmış durumda. İcra dairelerindeki dosya sayısı geçen yıla göre 614 bin artarak bu yılın ilk haftasında 23 milyon 192 bine çıktı. İşler öyle çığırından çıktı ki, artık mezarda da vatandaşlara huzur yok. İnsanların mezar yerine bile haciz geliyor. Mardin’de bir vatandaşımızın mezar yerine, 48 ayrı haciz konmuş. Vatandaş daha kabre girmeden, azabını bu dünyada yaşatıyorlar. Pes diyorum başka hiçbir şey demiyorum…

HÜRRİYET OLMADAN ZÜRRİYET DE OLMUYOR

2014’te ülkemizde yeni doğan bebek sayısı, 1 milyon 350 binin üzerindeydi. O günden bugüne, ülkede yeni doğan bebek sayısı hızla geriledi. 2022’de yeni doğan bebek sayısı, 1 milyonun biraz üstünde. Ucube şahsım rejimi, memlekette hürriyeti bitirmekle kalmadı. Milletin zürriyetini de bitirdi. Türkiye, “Hürriyet olmadan, zürriyet olmayacağını” da, bu ucube şahsım rejimi sayesinde öğrendi.

PLATON 2.400 YIL ÖNCE BUGÜNÜN TÜRKİYESİNİ GÖRMÜŞ

Saray rejimlerinin tek alameti, kontrolsüz güce sahip olması, değildir. Bu rejimler beraberinde, dalkavuklarını da getirir, beslemelerini de getirir. Yanaşmalarını da getirir. Çetelerini de getirir. Bunlar da haramı, helali düşünmez. Tıksırıncaya, çatlayıncaya, patlayıncaya kadar yemenin derdine düşer. Ünlü düşünür Platon’a atfedilen güzel bir söz vardır: “Devleti yönetenler ve savaşanlar, mal, mülk edinmemelidir. Aksi takdirde devleti korumak yerine, mal ve mülklerini korumayı öncelik yaparlar.” Platon sanki 2 bin 400 yıl önce, bugünkü Türkiye’yi görmüş de bu sözleri sarf etmiş. Siyasete bir yüzükle başlayanlar, milletin parmağında yüzük bırakmadı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni korumaya, namusu ve şerefi üzerine yemin edenler, bu yeminini unuttu. Bir avuç yandaş havuz müteahhidinin çıkarlarını korumanın peşine düştü.

SARAYIN Pİ-Pİ-PİSİNİN MALİYETİ 12 MİLYAR DOLAR

Bize faizsiz yatırım dersi vermeye kalkan sarayın kibirlisi, millete yıllarca, “Bütçeden tek kuruş çıkmadan yaptık” diye anlattıkları masalın nasıl fos çıktığını önce şu millete bir izah ediversin. Sarayın kibirlisinin “Pi-Pi-Pi”sinin, millete 2022’de sadece bir yıllık maliyeti; 2 milyar 195 milyon dolar. Altı yılda bu projeleri yapan yandaşlara, milletin bütçesinden ödenen para ise 12 milyar dolar. Bu ödenen paralar, dört tane Yavuz Sultan Selim Köprüsü, ya da 10 tane Avrasya Tüneli yapar. Veya Osmangazi Köprüsü dâhil, koskoca İstanbul-İzmir Otoyolu’nu yapar, üstüne de cebimize para kalır. Sözde yerlilik, millilik ağızlarından düşmüyor, ama Erdoğan’ın Pi-Pi-Pİ’lerinin sözleşmeleri, Avroyla, dolarla yapılıyor. Neden? Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerine güvenilmiyor, Londra’da majestelerinin mahkemelerine güveniliyor. Neden? Bunların sorulması, sorgulanması yasak. Erdoğan, bizi daha önce de majestelerinin mahkemeleriyle tehdit etmiş; “Uluslararası tahkimde, sizden söke söke alırlar” demişti. Bu defa da hafta sonu Antalya’da çıktı; “İktidara geldiğinizde, benim müteahhitlerime hesap soramazsınız. Sıkar…” dedi. Bir de yetinmedi, şecaat arz ederken, sirkatin söyledi. Eğitimde her türlü adımı bu müteahhitler atmış. Sağlıkta her türlü adımı bu müteahhitler atmış. Ulaşımda her türlü adımı yine bunlar atmış. Bu ülkede her türlü adımı müteahhitler atıyorsa, Allah aşkına 20 yıldır Erdoğan ne yapıyor, hangi adımları atıyor? Eğitimi, sağlığı, ulaşımı bunlara bıraktıysa, Saray hangi işlerle meşgul oluyor? Erdoğan kimin Cumhurbaşkanı? Türkiye Cumhuriyetinin mi? Havuz müteahhitlerinin mi? Kimden taraf? Bunu bir açıklasın. Erdoğan’ın bu telaşı neyin nesi? Neyin karın ağrısı? Çiğ yemeyenin karnı ağrımaz. Şeriatın kestiği parmak da acımaz.

DÖVİZ GARANTİLİ PROJELERİ MERCEK ALTINA ALACAĞIZ

Biz iş başına gelir gelmez, kuracağımız “Durum ve Hasar Tespit Komisyonu” eliyle, tüm bu “Pi-Pi-Pi” ihalelerini ciddi bir denetimden geçireceğiz. Yapılan sözleşmelere, sözleşme değişikliklerine bakacağız. Çiğ yiyen varsa, merak buyurmasın, hesabını adalet sorar. Biz korkunun, telaşın bacayı sardığının farkındayız. Korku suça, suç da cezaya neden olur deyip duruyoruz.

32 KISIM TEKMİLİ BİRDEN SUSURLUK SKANDALI

Seçimler yaklaşırken, Saray, kirli oyunlarını yargı eliyle tekrar sahneye koymaya başladı. Tam seçim öncesinde, bir siyasi partiye verilen Hazine yardımına tedbir konması, sokakları karıştırmaya yönelik siyasi cinayetlere yol verilmesi, Sarayın bu seçimlere de bundan öncekiler gibi müdahale etmek istediğini ortaya koyuyor. Sinan Ateş cinayetiyle ilgili kamuoyuna yansıyan gelişmeleri dikkatle izliyoruz. Uyuşturucu çetelerinden devşirilmiş tetikçiler, Çakarlı arabalar, Özel Harekatçılarla İstanbul’dan Ankara’ya seyahatler… Yeni bir hükümet, polis, siyasetçi Şeytan Üçgeni… 32 kısım tekmili birden yeni bir Susurluk Skandalı’nı yaşıyoruz. Her konuda söyleyecek sözü olan Sarayın Atama İçişleri Bakanı sessiz kalmak yerine, hangi fotoromanları çevirdiğini açıklasın.

CEHENNEMİN KAPILARINI AÇARSINIZ

Bilhassa bu seçim öncesi sahnelenen oyunun en önemli parçalarından biri de İstanbul Büyükşehir Belediyemize yönelik, haksız, hukuksuz siyasi operasyonlar… İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımıza karşı yargıyı sopa olarak kullanarak, İstanbullunun, milletin iradesinin arkasına dolanmaya çalışıyorlar. Genel Başkanımızın sözlerini kimse unutmasın… Böyle bir şey yaparsanız, İstanbullunun iradesine çökmeye kalkarsanız, “Cehennemin kapılarını açarsınız.” “Ekrem Başkanımızı kimseye kaptırmayız.”

GÜÇSÜZ ADALET ACİZ, ADALETSİZ GÜÇ ZALİMDİR

Ama korkunun ecele faydası yok. Milletimiz neyin ne olduğunu gördü. Kendinden kopanların notunu da verdi. Şimdi onları evlerine göndermek için gün sayıyor. Denge ve denetimin olmadığı, kontrolsüz gücün yozlaştırdığı, her kararın tek bir kişinin iki dudağına bırakıldığı, bu rejimin inşa sürecinde, millet olarak önemli dersler aldık. Gördük ki, gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmeyecek. İlk düğme yanlış iliklendiyse, diğer düğmelerde doğru iliklenmiyor. Gömleğin ilk düğmesi hukukun üstünlüğüdür, adalettir. Çünkü “Adalet mülkün temelidir.” 2018’den bu yana yaşadıklarımız ortada... “Güçsüz adaletin aciz, adaletsiz gücün ise zalim” olduğunu yaşayarak, gördük. Dün “doğru” dediğine, bugün “yanlış” diyen, her gün kural değiştiren, hiç kimseye hesap vermeyen, hiçbir kurala tabi olmayan, ülkeyi keyiflerine göre yöneten, Resmi Gazete’ye bir kararı bile doğru dürüst yazdıramayan, doğru dürüst bir rektör bile atayamayan, hilkat garibesi bir sistem ülkeyi yönetiyor. İşte bu hilkat garibesini, tarihin çöp sepetine göndermek için, gömleğin ilk düğmesini doğru iliklemek için, biz, hiçbir işi şansa bırakmıyoruz. “Kervan yolda düzülür” falan demiyoruz.

30 OCAK’I BEKLESİNLER

200 yıllık modernleşme, 150 yıllık Meclis, 100 yıllık Cumhuriyet, 77 yıllık çok partili demokrasi tarihimizde, bütün ana akımları temsil eden altı siyasi parti, bir otokrat yönetimi sandıkla alaşağı etmek için bir araya gelmiştir. Saray hükümetinin tüm baskılarına rağmen, kılı kırk yararak çalışmakta, Türkiye’mizi “Önce feraha, sonra refaha” kavuşturacak stratejileri, büyük bir titizlikle hazırlamakta, disiplin içinde tavizsiz uygulamaktadır. Yönetimde denge ve denetimi kuran, devletin adalet direğini ayağa kaldıran, Gazi Meclisimize itibarını iade eden, Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sisteme geçişin, yol haritası tamamlanmıştır. Anadolu’nun feraseti, “Bin bilsen de, bir bilene danış” der. Bu çerçevede, parlamenter sisteme geçiş sürecinde Türkiye’nin tüm önemli meselelerinin, istişareyle çözülmesi öngörülmektedir. Yine Hükümet Programı niteliğinde, Ortak Politikalar Mutabakat Metninde, somut hedefler, politika ve projelerde hazırdır. Altı Parti lideri, 30 Ocak tarihinde tüm bu detaylı çalışmaları, kamuoyuyla paylaşacaklardır. Anlaşılan her türlü zorlamaya, meydan okumaya rağmen Altılı Masanın bu disiplinli çalışmalarının yürüyor olması, hükümetin başını rahatsız etmiş. Şimdi “Bizimkisi onlardan daha iyi, bizim protokolümüz de hazır” söylemini tedavüle sokuyor. Ne diyelim; “Taklitler asıllarını yaşatır.” 30 Ocağı beklesinler, ülkemizi karanlıktan aydınlığa nasıl çıkaracağımızı görsünler. Biz hazırız. Milletimiz hazır.

Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi basın mensuplarımızın soruları varsa alıyım.


Soru- CHP eski yöneticilerinden ve eski Devlet Bakanı Mehmet Sevigen, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 128 milyar dolar nerede kampanyası yürütülürken CHP eski vekili ve işadamı olan bir isim aracılığıyla 300 bin dolarlık bir döviz aldığını açıkladı. Sevigen, Kılıçdaroğlu’nun bu alışverişten 6 – 7 milyon liralık bir para kazandığını da ifade etti. Bu konuda bir açıklamanız olacak mı?

Faik ÖZTRAK- “Söze bakarım söz mü…” diye bir laf vardır. İstirham ediyorum bana soru soracaksanız ciddi kişilerin ciddi iddiaları hakkında soru sorun.


Soru- AK Parti anayasa değişikliği teklifiyle ilgili muhalefet turuna çıkacak. Sizin randevu talebine yanıtınız yani CHP’nin bu konuyla ilgili yanıtı ne olacak?

Faik ÖZTRAK- Bu konuda gerekli açıklamayı Grup Başkanvekillerimiz yapacaklar.


Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun İYİ Parti il kongresinde konuşma yapmasıyla ilgili eleştiriler var. Geçtiğimiz aylarda CHP grubuna katılıp kürsüye çıkmadığı ancak İYİ Parti kongresinde konuştuğu üzerinden yapılıyor bu eleştiriler. Sizin bu konuya ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi arkadaşlar, Sayın Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız, Cumhuriyet Halk Partilidir. Fakat kendisi İYİ Parti’nin de içinde olduğu Millet İttifakı’nın da desteklediği bir Belediye Başkanımızdır. Bizim tüm Belediye Başkanlarımız ittifak ortağımız İYİ Parti’nin il ve ilçe kongrelerine davet edildiğinde katılırlar. Belediye Başkanlarımız da bu kongrelere katılırlar. Eğer AK Parti davet ederse Belediye Başkanlarımız o kongrelere de katılır. Yine tabi Millet İttifakı’nın diğer ortakları, diğer partilerde davet ettiklerinde Büyükşehir Belediye Başkanlarımız, Belediye Başkanlarımız o toplantılara katılır, söz verilirse şehrin encamı hakkında da konuşur. Tabi burada ittifak sözkonusu olduğu için ayrıca burada bir teşekkür konuşması da yapılması önemlidir.


Soru- HDP önce “Kendi adayımızı çıkaracağız” dedi. Ancak dün ortak adayda uzlaşabiliriz açıklaması yaptı. Altılı Masa’nın HDP’yle uzlaşma gibi bir planı var mı?

Faik ÖZTRAK- Şimdi HDP de Meclis’te grubu bulunan bir partidir. Dolayısıyla TBMM’de grubu olan partilerin kendi içişlerini ilgilendiren kararlarla ilgili konuşmayı siyasi nezaket bakımından doğru bulmayız.


Soru- Seçim tarihi konusunda AK Partiden çeşitli açıklamalar geldi. AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, “Cumhurbaşkanı kararıyla bu seçimin yenilenmesini talep ediyoruz” dedi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz ise “Erken seçim değil, seçim tarihinin güncellenmesi” ifadelerini kullandı. Bu bir erken seçim mi, seçim tarihinin güncellenmesi mi kafa karışıklığı oluştu. Ayrıca Cumhurbaşkanının seçimin yenilenmesi kararı alması halinde yeniden adaylığına ilişkinde tartışmalar büyüyor. Bu konuya ilişkin sizin bir yorumunuz olacak mı?

Faik ÖZTRAK- Anlaşılan hiçbir şey olmasa da yine bir şeyler oluyor. Arkadaşlar, bu nasıl bir parti? Her kafadan bir ses çıkıyor. Çok açık söyleyeyim, görünen o ki bunlar ne ülkeyi ne de partilerini yönetebiliyorlar. Savrulup duruyorlar. En başta da AK Parti Genel Başkanı savruluyor. Önce çıkıyor, mevsim nedeniyle seçimleri öne alabiliriz diyor. Bir gün sonra çıkıyor seçimler 5 ay sonra diyor. Ertesi gün çıkıyor 4 – 5 ay sonra diyor. Geçen sefer söylemiştim, anlaşılan Erdoğan’da farkına varmış, bundan sonra her mevsim onlara kış, milletimize ve bize bahar.

Teşekkür ediyorum.